İnternet ve Bilişim Sistemleri Yoluyla Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

T.C.
YARGITAY
4. Hukuk Dairesi

E:2009/13923
K:2010/10697
T:21.10.2010

Yayın Yoluyla Kişilik Haklarına Saldırı

Özet
Davacının suç unsuru içermeyen dava dışı kişi ile yaptığı özel telefon konuşmaları kimliği de açıklanarak yayınlanmıştır. Konuşmaların iddianame ekinde yer almaları yayınlanmalarını gerektirmez. Kişinin oluru bulunmadan özel yaşam alanına ilişkin özel telefon görüşmelerinin yayınlanmasında kamu yararı bulunmadığı, böyle bir yayının davacının özel yaşamının gizliliğine ve haberleşme özgürlüğüne saldırı niteliği taşıdığı ve kişilik haklarına saldırı oluşturduğu gözetilmelidir.

818 s. Yasa m. 49
4721 s. Yasa m. 24,25

Davacı Müyesser vekili tarafından, davalı T… Gazete Dergi Basım A.Ş. adına Ahmet ve Yusuf aleyhine 14.10.2008 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 26.03.2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı, E… soruşturması ile ilgisi olmadığı halde, S… Gazetesi’nin internet sitesinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ve E… iddianamesi adıyla anılan iddianame ve eklerinin mahkemeye sunulmasından sonra, iddianame ve eklerinin olduğu gibi yayımlandığını, iddianame ekleri arasında davacı ile dava dışı F.Sibel arasındaki telefon görüşmelerinin de yayınlandığını, özel yaşamının gizliliğini ve haberleşme özgürlüğünü bozan yayının kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu belirterek, uğradığı manevi zararın ödetilmesini istemiştir.
Davalılar ise, dava konusu yayının gerçek olduğunu, sözü edilen telefon konuşmalarının kanıt niteliğinde olduğunu, davacının telefonla görüştüğü F.Sibel’in nişanlısı Behiç’in iddianamede sanık olarak yer aldığını ileri sürerek reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Yerel mahkemece, resmi belge niteliğindeki iddianame ekinden alınıp yayımlanan haberin görünür gerçekliğe uygun bulunduğu gerekçesiyle istem reddedilmiştir.
Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20. maddesi gereğince herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Yine Anayasa’nın “Haberleşme hürriyeti” başlıklı 22. maddesinde, herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. Bundan başka, Medeni Yasa’nın 24. ve 25. maddeleri ile koruma altına alınmış olan bu hakların saldırıya uğramasının yaptırımı da Borçlar Yasası’nın 49. maddesinde gösterilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesinde de herkesin özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiş; maddenin ikinci fıkrasında yasaya uygun sınırlama nedenleri sayılmıştır.
Anayasa’nın 20/2 ve 22/2. maddeleri gereğince milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş yargıç kararı bulunması; bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de yasa ile yetkili kılınmış merciin yazılı emri ile kişinin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranabilir, bunlara el konulabilir, haberleşme engellenebilir ve gizliliğine dokunulabilir.
Dava konusu olayda; davacının suç unsuru içermeyen dava dışı kişi ile yaptığı özel telefon konuşmaları kimliği de açıklanmak suretiyle yayınlanmıştır. Bu konuşmaların iddianame ekinde yer alması onların yayınlanmalarını ge rektirmez. Kişinin gizli alanını oluşturan özel yaşamının gizliliğine dokunulmayacağından, sıfatı ve konumu ne olursa olsun, kişinin oluru bulunmadan, özel yaşam alanına ilişkin olan haberleşme bilgileri kamuoyuna açıklanmaz. Davacının özel yaşam alanına ilişkin olan özel telefon görüşmelerinin yayınlanmasında kamu yararı da bulunmadığından, böyle bir yayın davacının özel yaşamının gizliliğine ve haberleşme özgürlüğüne saldırı niteliği taşır ve onun kişilik haklarına saldırı oluşturur.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacı yararına uygun bir tutarda manevi tazminat takdir edilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle istemin tümden reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle (BOZULMASINA) ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 21.10.2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY
Dava; yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesi davanın reddine karar vermiş; hüküm, Dairemiz sayın çoğunluğu tarafından özel telefon görüşmelerinin yayımlanmasında kamu yararı bulunmadığı gibi, özel yaşamın gizliliğine ve haberleşme hürriyetine saldırı teşkil ettiği gerekçeleriyle bozulmuştur. Aşağıda belirteceğim sebep ve gerekçelerle Dairemizin bu kararına ve gerekçesine katılmam mümkün değildir. Şöyle ki;
Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımın 10.07.2008 gün, 2008/623 numaralı iddianamesi ile eklerinin özel yetkili mahkemeye tevdiinden ve kabulünden sonra S… Gazetesi’nin Internet sayfasında yayınlandığı hususunda bir ihtilaf yoktur. Uyuşmazlık, bu görüşmelerin yayınlanmasının davacının kişilik hakkına saldırı oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır.
Dava konusu telefon görüşmeleri; yukarıda tarih ve sayısı yazılı iddianamenin 8. sırasında şüpheli olarak gösterilen sanık H.Behiç’in nişanlısı dava dışı F.Sibel ile davacı arasında geçmiştir. Kaldı ki dinlemenin yasal olmadığı da ileri sürülmemiştir. İddianame, C… Gazetesi’ne atılan el bombaları ve D… Saldırısı olarak bilinen eylemlerle ilgilidir. Bu olaylar sonucu Türkiye’nin gündemi sarsılmış, halen de meşgul etmeye devam etmektedir. Kamuoyunun yoğun bir ilgisi vardır. Davalı gazete iddianame ve eklerini, hiçbir ekleme ve yorum yapmadan aynen yayımlamıştır. Bilindiği üzere, soruşturma sırasında ve özellikle iddianamenin kabulünün ardından yazılı ve görsel medyada bu konularda yazılar çıkmış, haberler yapılmış, açık oturumlar düzenlenmiştir. Bunların Anayasa ile güvence altına alınan basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Kişilik haklarına saldırının kabulü için aranan şartlar oluşmamıştır. Haber doğru ve gerçektir, yayınlanmasında kamu yararı bulunmaktadır, güncel olup, özle biçim arasındaki denge bozulmamıştır. O halde yayın hukuka uygundur.
Bu itibarla; yerel mahkemenin kararını ve gerekçesini yerinde ve isabetli gördüğümden, onama düşüncesiyle değerli çoğunluğun bozma kararına katılamıyorum.
Üye Sadık DEMİRÜOĞLU