İnternet ve Basın Üzerinden Hakaret

T.C.
YARGITAY
3. Hukuk Dairesi

E:2011/19952
K:2012/3379
T:14.02.2012

Manevi Tazminat
Basın Özgürlüğünün Sınırı

Özet
Basının özgürlüğü ile kişilerin kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekli olup, bunun için temel ölçüt kamu yararıdır.
Davaya konu olan olayda, davacıların kızı ve kardeşinin balkondan düşme ölüm haberini verirken, aynı şahsın ölümütarihinden yaklaşık 2 yıl önceki denize çıplak girme görüntülerinin de birlikte habere konu edilmesi davacıların onuruna, kişilik haklarına saldırı niteliğinde görülerek, hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.

5187 s. Yasa m. 1,3
4721 s. Yasa m. 24,25

Dava dilekçesinde 7.500,00 TL manevi tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilleri, Fuat ve Jale’nin kızı ve diğer müvekkil Ece’nin kardeşi olan Duygu’nun davalı şirkete ait internet sitesinde 28.07.2009 tarihinde evinin balkonundan düşerek hayatını kaybetmesi ile ilgili ölüm haberiyle birlikte 2008 yılında denize çıplak girerek haber olan Duygu’nun terastan düşerek öldüğünün belirtildiği denize çıplak girme vakası hatırlatılarak olaya ilişkin Duygu’nun çıplak görüntülerinin yer aldığı P… Gazetesi’nin 27.09.2009 tarihli nüshasında “Özgür Duygu ölüme uçtu başlığı ile manşetten verildiği, bu şekilde müvekkillerinin kişilik haklarının ihlal edildiği, davalı D… Gazetecilik A.Ş. ve P… Gazetesi’ndeki haberleri için her bir müvekkili için ayrı ayrı 2.500 TL olmak üzere toplam 7.500 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. Mahkemece; yayında davacıların onuruna ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde görülmemiş, davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28. maddesinde ve 5187 sayılı Basın Yasası’nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması gerekmektedir. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bu nedenle basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. Yapılan yayının hukuka aykırılık veyauygunluğu bu farklılıklar gözetilerek belirlenmelidir. Bu nedenle basının ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi gerek Anayasa’nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan gerekse MK’nın 24 ve 25. maddelerinde ve özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekecektir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı gibi, basının özgürlüğü ile kişilerin kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmış olmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli ve haber verilirken özle biçim arasındaki denge de korunmalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Anılan ilke ve kurallara uyulması durumunda ise, yayının Anayasa, Basın Yasası ve basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. Olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmalı, incelemeli ve olayları olduğu biçimi ile yaymlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen, var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yaymlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da, sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu olan olayda; davacıların kızı ve kardeşi olan Duygu’nun balkondan düşerek ölüm haberini verirken, aynı şahsın ölümü tarihinden yaklaşık 2 yıl önceki denize çıplak girme görüntülerinin de birlikte habere konu edilmesi davacıların onuruna, kişilik haklarına saldırı niteliğinde görülerek, hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA) ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.