Bilişim Hırsızlığı

T.C.
YARGITAY
Ceza Genel Kurulu

E:2005/6-55
K:2005/64
T:14.06.2005

YÜRÜRLÜKTEN KALKAN CMUK’TAKİ YAZILI EMİR YASA YOLUNU KARŞILAYAN CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNDAKİ “KANUN YARARINA BOZMA” KURUMU – KANUN YARARINA BOZMA KOŞULLARI VE SONUÇLARI

ÖZET: Ceza Muhakemesi Kanunu, CMUK’ta düzenlenen yazılı emir yasa yolunu dü­zenleyen maddeyi yürürlükten kaldırmış ancak benzer kurum olan kanun ya­rarına bozma kurumunu düzenlemiştir. Mahkumiyete ilişkin hükmün Yargı­tay’ca kanun yararına bozulması halinde, şayet bozma nedeni savunma hak­ kını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkinse, ha­kim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre hüküm ve­rilecektir. Ancak bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş cezadan daha ağır olamaz. Bilişim hırsızlığı suçu asliye ceza mahkemesinin görevine giren suç­lardan olup duruşmalı yargılamayı gerektirir. Somut olayda ise sulh ceza mahkemesi ceza kararnamesi ile yargılamayı sonuçlandırmıştır. Yapılan usul hatası nedeniyle sanığın savunma hakkı kısıtlanmıştır. Bu durumda ceza mik­tarı itibariyle kazanılmış haklar saklı kalmak kaydıyla sanıkların görevli mahkemede yargılanması gerekir.

5271 s. Yasa m. 309,310
1412 s. Yasa m. 343

Bilişim hırsızlığı suçundan sanıklar S. ile E’nin TCY’nın 526/1 ve 647 Sayılı Ya­ sanın 4/1. maddeleri uyarınca sonuç olarak 606.534.000’er TL ağır para cezası ile cezalandınlmalanna ilişkin îzmir 6. Sulh Ceza Mahkemesi’nden verilip yasa yoluna başvurulmaksızın kesinleşen ceza kararnamesine yönelik olarak Adalet Bakanı tara­fından yazılı emir yasa yoluna başvurulması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nce 22.02.2005 gün ve 7543-1680 sayı ile;
“Anılan yazıda;
“Tüm dosya kapsamına göre, sanıkların daha önce çalıştıkları şirketlere ait bil­ gisayar programlarını ve kaynak kodlannı hukuka aykırı olarak ele geçirip kullanmak şeklinde belirlenen eylemlerinin TCK’nun 525/a maddesinde düzenlenen bilgileri otomatik olarak işleme tabi tutulmuş bir sistemden programlan, verileri veya diğer herhangi bir unsuru hukuka aykırı olarak ele geçirmek suçunu oluşturduğu gözetil­meksizin yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiş olduğundan bahisle CMUK’nun 343. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması” dairemizden istenilmiş ise de;
Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay C.Başsavcılığı ihbar yazısı ve incelenen dosya içeriğine göre; sanıklara yükletilen eylem TCK’nun 525/a maddesin­de tanımlanan suçu (cürmü) oluşturabilir ise de; aynı yasanın 526/1. maddesine aykı- nlıktan verilip kesinleşen ceza kararnamesi sanıkların yararınadır.
Sanıklar aleyhine kanun yararına bozma isteminde bulunulamayacağı gibi Yargı­ tay Ceza Dairesi’nin ilk derece mahkemesinin yerine geçerek bir uygulama yapması olanağı da bulunmamaktadır”
Yargıtay C.Başsavcılığı ise bu karara karşı 03.05.2005 gün ve 58570 sayı ile;
Başlangıcında öğreti ve yargısal kararlardan ayrıntılı örnekler verdiği itiraz ya­zısının devamında;
“Önemli ve çarpıcı hukuka aykınlık oluşturan yanılgılar bakımından verilebilen yazılı emirle bozma kararları, uygulama birliğinin sağlanmasını amaçlayan eleştiri­sel, öğretici, açıklayıcı kararlardır. Bu amaç doğrultusunda, olağan temyiz yolundan farklı olarak, aleyhe etki etmemek üzere verilen bozma kararları sonucunda yerel mahkemece verilen hüküm ortadan kalkmaz, verilen ceza da aynen çektirilir. Yasa ya-ranna yapılan incelemenin aleyhe etki etmemek koşuluyla incelemenin hem lehe hem de aleyhe olması doğaldır. CMUK’nun 343. maddesinin söylemine koşut olarak yu-kanda yollama yapılan yargısal kararlarda da bu durum açıkça vurgulanmıştır.
CMUK’nun 343. maddesinin 4. fıkrasında, mahkemenin davanın esasına şamil olarak verdiği kararlann ilgililerin aleyhine olarak yazılı emir ile bozulabileceğinin öngörülmesi, ancak bu bozmanın alakadarların aleyhine sonuç doğurmayacağının ka­bul edilmesi karşısında; sanıklar aleyhine kanun yararına bozma isteminde bulunula­mayacağı, kanun yararına bozmanın ancak hükümlü aleyhine sonuç doğurmaması halinde mümkün olduğu, bozulan uyuşmazlığın esasını çözümleyen hüküm yerine Yargıtay’ca karar verilmesinin olanaklı olduğu durumlarda bu yola başvurulması gerektiği söylenemez.
Bu durumlarda, Yargıtay’ın yerel mahkeme kararının hukuka aykırılığını belirle­ mesi ve yasaya aykırı hükmün bozulmasına karar vermesi, ancak bu bozma ilgililer aleyhine olduğundan dolayı kararında bozmanın ilgililer aleyhine tesir etmeyeceğini belirtmesi gerekmektedir” görüşü ile itiraz yasa yoluna başvurarak özel daire kararı­nın kaldırılmasına, yerel mahkeme kararının sanıkların aleyhine etki etmemek üzere yasa yaranna bozulmasına, karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kuru-lu’nda okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
İnceleme konusu olayda;
İzmir C.Başsavcılığı’nın sulh ceza mahkemesine hitaben düzenlediği iddianame­ de; “sanıkların şikayetçi şirketlerin eski çalışanları olduğu, suç tarihinde şikayetçile­re ait bilgisayar programlan ve kaynak kodlannı ele geçirip haksız olarak kullandık-lan” iddia olunmuş, bilgisayar programını kullanmak suçundan TCY’nın 526/a mad­desi uyannca cezalandınlmalan, emanetteki eşyanın da TCY’nın 36. maddesi uyann-ca müsaderesi talep edilmiştir.
Düzenlediği ceza kararnamesinde eylemi aynı şekilde kabul eden yerel mahke­ me ise; samklann TCY’nın 526/1, 647 Sayılı Yasanın 4/1. maddeleri uyannca sonuç olarak 606.534.000’er Lira hafif para cezası ile cezalandınlmalanna, emanetteki CD ve belgelerin zoralımına karar vermiş, bu karar itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Adalet Bakanı bu karara karşı yazılı emir yasa yoluna başvurarak; “samklann daha önce çalıştıklan şirketlere ait bilgisayar programlannı ve kaynak kodlannı hu­kuka aykın olarak ele geçirip kullanmak şeklinde belirlenen eylemlerinin TCY’nın 525/a maddesinde düzenlenen, “bilgileri otomatik olarak işleme tabi tutulmuş bir sis­temden programlan, verileri veya diğer herhangi bir unsuru hukuka aykın olarak ele geçirmek” suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesinde isa­bet bulunmadığından” bahisle, anılan karann CYUY’mn 343. maddesi uyannca bo­zulması yolunda istemde bulunmuş,
Yargıtay 6. Ceza Dairesi de; “sanıklara yükletilen eylem TCK’nun 525/a madde­ sinde tanımlanan suçu oluşturabilir ise de; aynı yasanın 526/1. maddesine aykınlık-tan verilip kesinleşen ceza kararnamesi samklann yarannadır.
Sanıklar aleyhine kanun yaranna bozma isteminde bulunulamayacağı gibi Yargı­ tay Ceza Dairesi’nin ilk derece mahkemesinin yerine geçerek bir uygulama yapması olanağı da bulunmamaktadır” gerekçesiyle kanun yaranna bozma isteminin reddine karar vermiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise; sanık aleyhine kanun yaranna bozma isteminde bulunulabileceğini, hükümde yasaya aykırılık bulunduğunu saptayan Yargıtay’ın aleyhe sonuç doğurmamak üzere hükmü bozması gerektiğini belirterek itiraz yasa yoluna başvurmuştur.
Görüleceği üzere cözmemiz gereken hukuki sorunlar; sanıklar aleyhine yazılı emir yasa yoluna gidilmesinin mümkün olup olmadığı, böyle bir basvuru üzerine ya­pılan inceleme sırasında hüküm veya kararda yasaya aykırılık saptayan ozel dairenin hükmü bozup bozamayacağı ve nihayet bu durumda yenıden yargılama yapılmasının mümkun olup olmadıgı hususlarında toplanmaktadır.
Ceza kararnamesinin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 386 ve devamı maddelerine göre, sulh hakimlerinin ceza kararnamesi ve­rebilmeleri için gerekli koşullar şunlardır:
a)Suç, sulh mahkemelerinin görevine girmelidir.
b)Yasada öngörülen yaptırımlara hükmedilmelidir.
c)Duruşma açılmadan karar verilmelidir.
d)îşin ceza kararnamesi ile sonuçlandırılması sakıncalı görülmemelidir.
e)Karar yasal unsurları içermelidir.
f)Sanığa tebliğ olunmalıdır.
Her olayda bu unsurların varlığının aranması gerekli ise de, öncelikle davanın sulh mahkemesinin görevine girip girmediği belirlenmelidir. Görevin saptanmasında da iddianamede tanımlanan fiil ölçü alınmalıdır. Sulh hakimi bu fiili serbestçe takdir edebilecektir. Ancak bu nitelendirme iddianamede gösterilen fiilin yasalarda öngörü­len suç tipleri ile karşılaştırılması suretiyle yapılmalıdır. İddianamede belirtilen ve fi­ille uyumlu bulunmayan sur adı veya sevk maddesi, suç niteliğinin belirlenmesi ko­nusunda ölçü alınamaz.
İncelenen olayda;
İddianamede tanımlanan ve nitelenen eylem, 765 sayılı TCY’nın 525/a madde­sinde düzenlenen ve yargılama görevi asliye ceza mahkemesine ait bulunan bilişim hırsızlığı suçuna ilişkindir. Öte yandan, gerek bu suç bakımından yasada öngörülen yaptırım türü ve miktarı, gerekse yargılamasının duruşma açılarak yapılmasının zo­runlu bulunması karşısında, mevcut davanın ceza kararnamesi ile sonuçlandırılması­na yasal olanak bulunmamaktadır. Bu itibarla, açıklanan usul yanılgısının hukuka ay­kırılık oluşturduğu açıktır.
Konunun Ceza Genel Kurulu’nda yapılan görüşmeleri sırasında ilk müzakerede; 1412 sayılı CYUY’nın 343. maddesinin açıklığı karşısında sanık aleyhine yazılı emir (olağanüstü temyiz) yasa yoluna başvurulmasının mümkün olduğu, bu halde aleyhe sonuç doğurmamak üzere hükmün bozulması gerektiği oyçokluğu ile kararlaştırılmış, ancak hükmün bozulması üzerine yeniden yargılamanın mümkün olup olmadığı hususunda yapılan oylamada karar için gerekli oyçoğunluğuna ulaşılamamıştır. Bu ko­nunun açıklığa kavuşturulması bakımından gerçekleştirilen ikinci müzakereden önce 1 Haziran 2005 tarihinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası yürürlüğe girmiştir. Bu Yasa, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nın yazılı emir (olağanüstü temyiz) yasa yolunu düzenleyen 343. maddesini yürürlükten kaldırmış, ancak benzer bir kurumu “kanun yararına bozma” başlığı altında 309 ve 310. maddelerinde düzen­lemiştir. Yargılama usulüne ilişkin normların yürürlüğe girer girmez uygulanması il­kesi gereğince somut olayda derhal tatbiki zorunlu bulunan 309. maddede;
“(1) Hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz inceleme­sinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu oğrenen Adalet Bakanı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılıgı’na yazılı olarak bildirir.
a) Yargıtay Cumhuriyet Bassavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hük­ mun bozulması istemini iceren yazısını Yargıtay’ın ilgilı ceza dairesine verir.
b) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.
c)Bozma nedenleri:

d) 223’üncü maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hakim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda ye­niden karar verir.
e) Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savun­ ma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hakim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre ge­reken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.
f) Davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyh­ te sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez.
g) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay Ceza Daire­si doğrudan hükmeder.
(5) Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez” denilmektedir.
Madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere; mahkumiyete ilişkin hükmün Yargıtay’ca “kanun yaran”na bozulması halinde, şayet bozma nedeni savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkinse, hakim ve­ya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verile­cek, ancak bu hükümde verilecek ceza, önceki hükümle belirlenen cezadan daha ağır olamayacaktır.inceleme konusu olayda;
765 sayılı TCY’nın 525/a maddesine mümas olup, asliye ceza mahkemesinin görevine giren ve duruşmalı yargılama yapılması gereken bilişim hırsızlığı suçuna iliş­kin kamu davasının sulh hakimi tarafından eylemin 765 sayılı TCY’nın 526/1. maddesinde tanımlanan yetkili mercilerin emirlerine aykırılık olarak kabul edilmek sure­tiyle ceza kararnamesi ile sonuçlandırılması, karann bozulmasını gerektiren bir hu­kuka aykınlıktır. Bu usul yanılgısı nedeniyle sanıkların duruşmada savunma yapma olanaklan bütünüyle ortadan kaldınlmış bulunmaktadır. O halde, ceza miktan itiba­riyle kazanılmış haklan saklı kalmak üzere, sanıklann görevli mahkemede yeniden yargılanmaları gerekir.
Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcıhğı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1-Yargıtay C.Başsavcıhğı itirazının KABULÜNE,
a) Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 22.02.2005 gün ve 7543-1680 sayılı kararının KALDIRILMASINA, Adalet Bakanının kanun yararına bozma isteminin 5271 sayı­lı CMY’nın 309. maddesi uyannca KABULÜNE,
b) izmir 6. Sulh Ceza Hakimliği’nin 17.10.2003 gün ve 1477-1187 sayılı karan- nın BOZULMASINA,
c) Sanıklar S. ile E’nin bozulan ceza kararnamesinde belirlenen ceza miktarlarının kazanılmış hak olarak korunması şartıyla bilişim hırsızlığı suçundan yargılanma-lan için dosyanın izmir Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine,
24.05.2005 günü yapılan birinci müzakerede gerekli oyçoğunluğuna ulaşılama­ması nedeniyle 14.06.2005 günü gerçekleştirilen ikinci müzakerede oybirliği ile karar verildi.