MADDE 244. – (1) Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

 

T.C.
YARGITAY
Ceza Genel Kurulu

E:2010/162
K:2010/179
T:28.09.2010

TERÖR AMACI İLE İŞLENEN SUÇLAR
ZİNCİRLEME SUÇ
CEZA YARGILAMASINDA BAĞLANTI KAVRAMI

2004 s. Yasa m. 346
2709 s. Yasa m. 138,154
3713 s. Yasa m. 4,5,9
5235 s. Yasa m. 8
5271 s. Yasa m 8,9,10,222,232,250,251,252

Erzurum C. Başsavcılığının 25.02.2010 gün ve 329-70-66 sayılı iddianamesi ile;
Şüpheliler;
Saldıray B.’in; Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan, 5237 sayılı TCY’nın 314/2, İlhan C.’in; Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olma, resmi belgede sahtecilik ve tehdit suçlarından 5237 sayılı TCY’nın 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 4/a, 9. maddeleri yollamasıyla TCY’nın 204/2-3, 106/2-c, 3713 sayılı Yasa’nın 5, TCY’nın 53, 58/9 ve 63,
Ali T., Recep G., Nedim E., Murat Y., Ahmet S. ve Yaşar B.’ın; Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan, 5237 sayılı TCY’nın 314/2, 3713 sayılı Yasa’nın 5, TCY’nın 53, 58/9 ve 63,
Ersin E., Orhan Es. ve Şenor Bo.’un, Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olma, birden fazla kişinin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine, hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydetme suçlarından 5237 sayılı TCY’nın 314/2, 135/2, 43, 137/1-a, 3713 sayılı Yasa’nın 5, TCY’nın 53, 58/9 ve 63,
Şinasi D., Kıvılcım Ü. ve Sadri Barkın İ.’nin; Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olma ve tehdit suçlarından, 5237 sayılı TCY’nın 314/2, Terörle Mücadele Yasası’nın 4/a, 9. maddeleri yollamasıyla, 106/2-c, 3713 sayılı Yasa’nın 5, TCY’nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle Özel Yetkili Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesine açılan kamu davasında; Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesince 10.05.2010 gün ve 108-165 sayı ile, hukuki ve fiili irtibat nedeniyle bu davanın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesince de 18.06.2010 tarihli celsede, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/108 esas sayılı dosyasının, sanık İlhan C. hakkında, görevi kötüye kullanma, resmi belgede sahtecilik ve suça azmettirme, imar kirliliğine neden olma ve haksız arama suçlarından, 5237 sayılı TCY’nın 257/1 maddesi (iki kez) 204/2, 38/1 ve 204/2,184/1 ve 120. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Yargıtay 11. Ceza Dairesine açılan ve bu mahkemenin 2010/1 esasına kayıt edilen kamu davasıyla birleştirilmesine karar verilmiştir.

Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesince dosyanın birleştirilmek üzere gönderildiği İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince de, her iki dosya arasında irtibat bulunduğu kabul edilerek, davanın fiili ve hukuki irtibat nedeniyle 5271 sayılı CYY’nın 8 ve 16. maddeleri uyarınca, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine ve yargılamanın bu dosya üzerinde yürütülmesine karar verilmiştir.

Olumlu birleştirme uyuşmazlığının giderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığının İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.06.2010 gün ve 2010/106-421, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.05.2010 gün ve 2010/108-165 sayılı birleştirme kararlarının kaldırılması istemli 12.07.2010 gün ve 166301 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken konu, Yargıtay 11. Ceza Dairesi ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi arasında oluşan olumlu birleştirme uyuşmazlığının giderilmesine ilişkindir. Ancak uyuşmazlık konularının değerlendirilmesine geçmeden önce, birleştirme kararının yüksek görevli mahkeme olan Yargıtay 11. Ceza Dairesince verildiği, dolayısıyla Erzurum 2. Ağır Ceza ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemelerince verilen birleştirme kararlarının yok hükmünde sayılması gerektiği, dolayısıyla çözümlenecek bir uyuşmazlığın bulunmadığı, yine aynı şekilde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince 25.06.2010 tarihinde verilen birleştirme kararından sonra Yargıtay 11. Ceza Dairesince verilen bir birleştirme kararının bulunmaması nedeniyle henüz uyuşmazlığın doğmadığı ileri sürülmüş ise de, yasalarımızda mahkemelerce verilen kararların kendiliğinden yok sayılması sonucunu doğuracak bir hükmün bulunmadığı, bu nedenle Erzurum 2. Ağır ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemelerince verilen kararların yetkili bir yargı merciince ortadan kaldırılmadıkça yok hükmünde sayılamayacağı, yine Yargıtay 11. Ceza Dairesince, ikinci kez birleştirme kararı verilmesine gerek bulunmadığı ve ilk derece mahkemeleri ile Yargıtay ilgili ceza dairesinde doğan olumlu birleştirme uyuşmazlığını çözme yetkisinin, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.04.2003 gün ve 108-120 sayılı kararında da vurgulandığı üzere Ceza Genel Kuruluna ait olduğu kararlaştırılarak konuların müzakeresine başlanmıştır.

Uyuşmazlığın esası ile ilgili konunun değerlendirilmesine geçmeden önce sırasıyla; 1-İlgili yasal düzenlemelerin incelenmesi,

2-Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak ileri sürülen, fotokopi belge ile birleştirme kararı verilip verilmediği,

3-Yargıtay 11. Ceza Dairesinin yüksek görevli mahkeme olup olmadığı, Hususlarının sırasıyla karara bağlanması gerekmiştir.

1-İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER:

5271 SAYILI CEZA YARGILAMASI YASASI’NIN İLGİLİ HÜKÜMLERİ: Bağlantı kavramı

Madde 8 – (1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı var sayılır.

(2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suç sayılır. Davaların birleştirilerek açılması

Madde 9 – (1) Bağlantılı suçlardan her biri değişik mahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyle yüksek görevli mahkemede dava açılabilir. Görülmekte olan davaların birleştirilmesi ve ayrılması

Madde 10 – (1) Kovuşturma evresinin her aşamasında, bağlantılı ceza davalarının birleştirilmesine veya ayrılmasına yüksek görevli mahkemece karar verilebilir.

(2) Birleştirilen davalarda, bu davaları gören mahkemenin tabi olduğu yargılama usulü uygulanır. (3) İşin esasına girdikten sonra ayrılan davalara aynı mahkemede devam olunur. Geniş bağlantı sebebiyle birleştirme

Madde 11 – (1) Mahkeme, bakmakta olduğu birden çok dava arasında bağlantı görürse, bu bağlantı 8 inci maddede gösterilen türden olmasa bile, birlikte bakmak ve hükme bağlamak üzere bu davaların birleştirilmesine karar verebilir. Bağlantılı suçlarda yetki

Madde 16 – (1) Yukarıdaki maddelere göre her biri değişik mahkemelerin yetkisi içinde bulunan bağlantılı ceza davaları, yetkili mahkemelerden herhangi birisinde birleştirilerek görülebilir. (2) Bağlantılı ceza davalarının değişik mahkemelerde bakılmasına başlanmış olursa, Cumhuriyet savcılarının istemlerine uygun olmak koşuluyla, mahkemeler arasında oluşacak uyuşma üzerine, bu davaların hepsi veya bir kısmı bu mahkemelerin birinde birleştirilebilir.

(3) Uyuşulmazsa, Cumhuriyet savcısı veya sanığın istemi üzerine ortak yüksek görevli mahkeme birleştirmeye gerek olup olmadığına ve gerek varsa hangi mahkemede birleştirileceğine karar verir. (4) Birleştirilmiş olan davaların ayrılması da bu suretle olur. Yetkide olumlu veya olumsuz uyuşmazlık

Madde 17 – (1) Birkaç hakim veya mahkeme arasında olumlu veya olumsuz yetki uyuşmazlığı çıkarsa, ortak yüksek görevli mahkeme, yetkili hakim veya mahkemeyi belirler. Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi

Madde 250 – (1) Türk Ceza Kanununda yer alan;

a) (Değişik: 26.06.2009 – 5918/7 md.) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti suçu veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçu,

b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar,

c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç),

Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür.

(2) Gelen iş durumu göz önünde bulundurularak birinci fıkrada belirtilen suçlara bakmakla görevli olmak üzere, aynı yerde birden fazla ağır ceza mahkemesi kurulmasına, Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir.

Bu halde, mahkemeler numaralandırılır. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adli yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.

(3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile (…) askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.

(4) (Ek fıkra: 22.07.2010 – 6008/8 md.) Çocuklar, bu madde hükümleri uyarınca kurulan mahkemelerde yargılanamazlar ve bu mahkemelere özgü soruşturma ve kovuşturma hükümleri çocuklar bakımından uygulanmaz.

2802 SAYILI HAKİMLER VE SAVCILAR YASASI’NIN İLGİLİ HÜKÜMLERİ: Soruşturma:

Madde 82 – Hakim ve savcıların görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçları, sıfat ve görevleri gereğine uymayan tutum ve davranışları nedeniyle, haklarında inceleme ve soruşturma yapılması Adalet Bakanlığının iznine bağlıdır. Adalet Bakanı inceleme ve soruşturmayı, adalet müfettişleri veya hakkında soruşturma yapılacak olandan daha kıdemli hakim veya savcı eliyle yaptırılabilir.

Soruşturma ile görevlendirilen hakim ve savcılar, adalet müfettişlerinin 101 inci maddedeki yetkilerini haizdirler. Suça katılma:

Madde 86 – Hakim ve savcıların suçlarına iştirak edenler aynı soruşturma ve kovuşturma mercilerine tabidirler.

Kovuşturma kararı ve ilk soruşturma:

Madde 89 – Hakim ve savcılar hakkında görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde evrak, Adalet Bakanlığınca ilgilinin yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet savcılığına; Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında görevli hakim ve savcılar hakkındaki evrak ise Ankara Cumhuriyet Savcılığına gönderilir.

Cumhuriyet savcısı beş gün içinde iddianamesini düzenleyerek evrakı, son soruşturmanın açılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir.

İddianamenin bir örneği Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince, hakkında kovuşturma yapılana tebliğ olunur. Bu tebliğ üzerine ilgili, Kanunda yazılı süre içinde delil toplanmasını ister veya kabul edilebilir istekte bulunursa bu husus göz önünde tutulur ve gerekirse soruşturma başkan tarafından derinleştirilir.

Son soruşturma merciileri :

Madde 90 – Haklarında son soruşturma açılmasına karar verilenlerden; birinci sınıfa ayrılmış olanlarla ağır ceza mahkemeleri heyetine dahil bulunan hakim ve Cumhuriyet savcılarının, son soruşturmaları Yargıtayın görevli ceza dairesinde görülür.

Birinci fıkra dışındaki hakim ve savcıların son soruşturmaları, yargı çevresi içinde bulundukları ağır ceza mahkemesinde yapılır.

Son soruşturma merciinin saptanması:

Madde 91 – Bu Kanun gereğince haklarında kovuşturma yapılacak olanların, son soruşturma mercilerinin saptanmasında, son soruşturma zamanındaki son soruşturmadan önce görevden ayrılanların ise ayrılma zamanındaki sıfatları esas alınır.

Geçici yetkililer hakkında soruşturma ve kovuşturma mercilerinin saptanmasında yetkili bulundukları yerdeki sıfatları esas tutulur. Kişisel suçlarda soruşturma ve kovuşturma:

Madde 93 – Hakim ve savcıların kişisel suçları hakkında soruşturma, ilgilinin yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısına ve son soruşturma o yer ağır ceza mahkemesine aittir.

Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarındaki hakim ve savcıların kişisel suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma Ankara Cumhuriyet Başsavcısı ve ağır ceza mahkemesine aittir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halleri

Madde 94 – Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hallerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür.

Bu halde durumun hemen Adalet Bakanlığına bildirilmesi zorunludur. 3713 SAYILI TERÖRLE MÜCADELE YASASI’NIN İLGİLİ HÜKÜMLERİ: Terör amacı ile işlenen suçlar

Madde 4 – Aşağıdaki suçlar 1 inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır:

a) Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar. ….

Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi

Madde 9 – (Değişik: 29.06.2006-5532/8 md.) Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili davalara, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 250 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen ağır ceza mahkemelerinde bakılır.

DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN HÜKÜMLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ;

5271 sayılı CYY’nın 8. maddesinde, bir kişinin birden fazla suçtan sanık olması veya bir suçta birden fazla sanık bulunması, şeklinde dar bağlantı tanımlanmış, maddenin ikinci fıkrasında ise, suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiillerinin de bağlantılı suç sayılacağı belirtilerek, bu halde de fiiller arasında bağlantının varlığı kabul edilmiştir. Yasanın 11. maddesinde ise geniş bağlantı tanımlanmıştır. Bu hüküm uyarınca, yapılan yargılamada, mahkemece bakılmakta olan birden fazla dava arasında bağlantının saptanması halinde, bu bağlantı 8. maddede gösterilen türden olmasa dahi, yargılamanın birlikte yapılarak hükme bağlanması için davaların birleştirilmesine karar verilebilecektir. Maddede, ne tür bağlantıların bu kapsamda değerlendirileceği yönünde bir sınırlandırmaya yer verilmemiş, yalnızca mahkemenin bakmakta olduğu birden çok davada bağlantı görmesi yeterli kabul edilmiştir. Bu hükmün amacı, yargılanan uyuşmazlıkların birlikte yargılanmasında ve karara bağlanmasında yarar bulunmasıdır. Bu şekilde tüm kanıtların birlikte değerlendirilerek, daha adil bir kararın verilmesi ve verilecek hükümlerde olası değerlendirme yanılgılarının engellenmesi hedeflenmiştir.

Görüldüğü gibi, ceza yargılamasında genel kural, açılan her dava üzerine ayrı bir yargılamanın yapılmasıdır. Ancak, uyuşmazlıklar arasında bağlantı olduğu zaman, bağlantının özelliği yüzünden bu kuraldan ayrılınabilmektedir. Ana kuraldan ayrılmayı gerektiren ayrıksı hallerden biri olan yargılamaların birleştirilmesi, birleştirmede fayda düşüncesine dayandığından, fayda varsa birleştirilmeli, fayda yoksa birleştirilmemelidir. Yasamız da, bu yolu tutmuş, fayda bulunup bulunmadığının her olayda araştırılmasını kural olarak hakime bırakmış, istisnaen de, yargılamaların birleştirilip birleştirilmeyeceğini kendisi tayin etmiştir.

Ceza Yargılaması sistemimiz incelendiğinde, birleştirme için üç temel ilkenin benimsendiği, bunlardan birleştirmenin ihtiyariliği ilkesinin ana, birleştirme zorunluluğu ve birleştirme yasağının ise ana ilkenin istisnalarını oluşturduğu görülmektedir.

Birleştirme ihtiyari olmakla birlikte, birleştirmenin zorunlu olduğu haller de öngörülmüştür. Örneğin, İİY’nın 346. maddesinde, birleştirme yasağı öngörülerek, icra mahkemelerinin yetkisine giren ceza davalarının diğer ceza davaları ile birleştirilemeyeceği belirtilmiş,

2802 sayılı Yasanın 86. maddesinde, hakim ve savcıların işledikleri görev suçlarına iştirak edenler aynı kovuşturma mercilerinde yargılanacakları hükmü ile de birleştirme zorunluluğu düzenlenmiştir. 5271 sayılı CYY’nın 9. maddesinde, soruşturma evresinde uyuşmazlıkların birleştirilmesine ilişkin hükümlere, 10. maddesinde ise kovuşturma evresindeki birleştirme yöntemine yer verilmiştir. 10. madde uyarınca, davalar farklı mahkemelerin görev alanında ise birleştirmeye yüksek görevli mahkemece karar verilecek ve yüksek görevli mahkemede yapılacaktır.

Yasanın 16. maddesinde ise, bağlantılı suçlarda yetki hususu düzenlenmiş olup, bu hüküm uyarınca, her biri değişik mahkemelerin yetkisi içinde bulunan bağlantılı ceza davaları, yetkili mahkemelerden herhangi birisinde birleştirilerek görülebilecek, değişik mahkemelerde yargılamanın başlaması halinde, Cumhuriyet savcılarının istemlerine uygun olmak koşuluyla, mahkemeler arasında oluşacak uyuşma üzerine, bu davaların hepsi veya bir kısmı bu mahkemelerin birinde birleştirilebilecek, uyuşulmazsa, Cumhuriyet savcısı veya sanığın istemi üzerine ortak yüksek görevli mahkeme birleştirmeye gerek olup olmadığına ve gerek varsa hangi mahkemede birleştirileceğine karar verecek, birleştirilmiş olan davaların ayrılması da aynı şekilde olacak, hakim veya mahkeme arasında olumlu veya olumsuz yetki uyuşmazlığı çıkması halinde ise aynı Yasanın 17. maddesi uyarınca, ortak yüksek görevli mahkeme, yetkili hakim veya mahkemeyi belirleyecektir.

Birleştirme ile ilgili bu genel açıklamalardan sonra ön sorun olarak görüşülmesi kararlaştırılan, fotokopi evraklarla yetinilerek birleştirme kararının verilip verilemeyeceğine ilişkin hususa gelince, Yargıtay 11. Ceza Dairesine sanık İlhan C. hakkında açılan kamu davasında;

02.04.2010 tarihli oturumda, Erzurum C. Başsavcılığının 2009/350, 367, 423 ve Erzincan C. Başsavcılığının 2009/138 sayılı soruşturma evraklarının akibetinin sorulmasına, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/108 esas sayılı dava dosyasının tüm ekleriyle birlikte incelenmek üzere gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığına yazı yazılmasına karar verilerek, yargılamanın 14.05.2010 tarihine bırakıldığı, bu celsede İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin görülmekte olan dava dosyalarının birleştirilmesi konusunda bir karar verilmesi beklenmeksizin duruşma gününden önce gecikmeye mahal bırakmayacak şekilde ivedilikle ve bir kurye görevlendirilerek anılan mahkemelerden getirtilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığına yazı yazılmasına karar verilerek yargılamanın 28.05.2010 tarihine ertelendiği, bu oturumda Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/108 esas sayılı dosyasının itirazlarının incelenmesi için gönderildiği Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinden döndüğünde başka bir işlem yapılmaksızın özel kurye refakatinde gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığı aracılığıyla Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesine yazı yazılmasına, birleştirme konusundaki talebin dosya geldiğinde değerlendirilmesine, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 esas sayılı dosyasının ise beklenilmesine karar verilerek duruşmanın 11.06.2010 tarihine ertelendiği, 11.06.2010 tarihli celsede Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesince gönderilen CD’lerin kağıt ortamına aktarılmasına ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince kurye vasıtasıyla gönderilmiş bulunan 2010/106 esas sayılı dosyasının incelenmesine devam olunmasına, birleştirme konusundaki taleplerin ise bu ara kararları yerine getirildiğinde değerlendirilmesine karar verilerek duruşmanın 18.06.2010 tarihine ertelendiği; 18.06.2010 tarihli celsede;

Sanık İlhan C. hakkında görülmekte olan dava ile Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/108 esas sayılı davası arasında 5271 sayılı CYY’nın 8/1 maddesi anlamında şahsi irtibatın bulunduğu, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/108 esas sayılı dosyasında kamu davasının dayanağını oluşturan Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 26.02.2010 gün ve 2010/66 sayılı iddianamesinde Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapan sanık İlhan C.’in, Ergenekon Terör Örgütünün Erzincan yapılanması içerisinde, diğer sanıklar Saldıray B., Ali T., Recep G., Nedim E., Ersin Erkut, Orhan Es., Şenol Bo., Murat Y., Şinasi D., Kıvılcım Ü., Sadri Barkın İ., Ahmet S. ve Yaşar B. ile birlikte faaliyette bulunduğunun iddia olunduğu, sanıklar arasında fiili irtibatın da bulunduğu, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Yasası’nın 86. maddesine göre, Hakim ve Savcıların işledikleri suçlara iştirak edenlerin aynı soruşturma ve kovuşturma mercilerine tabii oldukları, gerekçesi ile Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/108 esas sayılı dosyasının, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2010/1 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir. Görüldüğü gibi, 18.06.2010 tarihli oturumda;

Daha önce kurye aracılığıyla gönderilen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 esas sayılı dava dosyasının incelendiği ve dosyadaki iddianame ile sanıkların ifadelerinden birer örnek çıkarılarak onaylandıktan sonra dosya arasına konulduğu,

Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 12.05.2010 tarihli yazısı ekinde gönderilen 2010/108 esas sayılı dosyasına ait CD’lerin ise kalemce kağıt ortamına aktarılarak incelendiği, 12.05.2010 günlü yazı ekinde gönderilen CD’lerde duruşma safahatı henüz tutanaklara geçirilmediğinden, bu tutanakların CD’lerde bulunmadığı ve dolayısıyla kağıt ortamına aktarılamadığı, ancak sanık müdafileri tarafından duruşma tutanakları ile birleştirme kararı örneklerinin sunulduğu, sunulan bu belgelerin de Yargıtay 11. Ceza Dairesince incelendiği anlaşılmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile buna uyumlu Özel Daire kararlarında da vurgulandığı üzere; “Ceza Yargılamasında başvurulan kanıtlama araçlarından biri de belgelerdir. Yargılama makamları, suç isnadı nedeniyle oluşan uyuşmazlığı çözümlerken, kendiliklerinden getirttikleri ya da iddia ve savunma doğrultusunda sunulan belgelerin güvenilirliğini de denetlemek durumundadır. Güvenilirliğin denetlenebilmesi için, belgenin aslının, bu mümkün olmadığı takdirde ise aslına uygunluğunun yetkili makam ve kişilerce onanmış örnek ya da kopyalarının dosyaya konulması gerekir. Bu uygulama gerek Ceza Genel Kurulunca gerek Özel Dairelerce bugüne kadar sürdürülmüş olup, bu uygulamadan dönülmesini gerektiren bir durum veya yasal düzenleme de bulunmamaktadır.

İnceleme konusu somut olayda, Yargıtay 11. Ceza Dairesince, kurye vasıtasıyla gönderilen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 esas sayılı dava dosyası aslının incelenerek bu dosyadaki ilgili evraklardan örnek çıkartılarak onaylandıktan sonra dosyaya konulduğu, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/108 esas sayılı dosyasının ise aynı mahkemenin gönderdiği CD’lerin kalemce kağıt ortamına aktarılmasını müteakiben incelendiği, ancak gönderilen CD’lerde duruşmalara ilişkin tutanaklar ile birleştirme kararının henüz CD ortamına aktarılamaması nedeniyle, tutanak ve birleştirme kararı ile ilgili incelemenin sanık müdafii tarafından sunulan örnekler üzerinden yapıldığı sabit ise de;

Özel Daire ve yüksek görevli mahkeme sıfatıyla Ceza Genel Kurulunca yapılan inceleme, bu aşamada temyiz incelemesine konu olabilecek herhangi bir hüküm bulunmadığından, temyiz davası niteliğinde değildir. Hal böyle iken; olumlu birleştirme uyuşmazlığının çözümlenmesi ve karara bağlanmasıyla sınırlı olarak yapılan bu incelemede, temyiz aşamasında hükümlerin incelenmesindeki esas ve ilkelerin uygulanacağını kabul etmek, yapılan incelemenin niteliğiyle bağdaşmaz. Zira, böyle bir uyuşmazlık, yerel mahkeme ve Yargıtay özel dairesi arasında olmayıp da, Sulh Ceza ve Asliye Ceza Mahkemeleri arasında çıkmış olsaydı, nasıl ki; uyuşmazlığı çözmekle görevli bulunan Ağır Ceza Mahkemesince dosyalardaki evrakların fotokopi olup olmadığı veya aslına uygunluğunun onaylanıp onaylanmadığı denetlenemeyecek ise, bu incelemenin yüksek görevli mahkeme olması nedeniyle Yargıtay ilgili dairesince veya Ceza Genel Kurulunca yapılması halinde de sonuç değişmeyecektir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesince, her iki dosyanın istenmesinin amacı ve kapsamı dosyalar arasında hukuki ve fiili irtibat bulunup bulunmadığının saptanmasına yönelik ve bununla sınırlıdır. Zira irtibatın varlığı halinde birleştirme kararı verilerek dosyanın aslı getirtilecek, bilahare dosyada daha önceki usul işlemlerinin yasaya uygun olarak yapılıp yapılmadığı incelenecek, yasaya aykırı işlemler, olanaklı ise yasaya uygun hale getirilecek, onaysız belgeler var ise onaylanmak suretiyle, bunlara belge kanıtı değeri kazandırılacak, sunulan belgelerin güvenirliği sağlanacaktır. İrtibatın varlığı ile sınırlı bir incelemede, gönderilen bir kısım belgelerin fotokopi olması bu aşamada sonuca etkili olamayacağı gibi Özel Dairece verilen birleştirme kararını da hukuka aykırı hale getirmeyecektir. Özel Dairece verilen birleştirme kararının hukuken geçerli olduğu oyçokluğuyla saptandıktan sonra, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin yüksek görevli mahkeme olup olmadığı hususunun değerlendirilmesine geçilmiştir.

5235 sayılı Yasada, bölge adliye mahkemeleri ile ilk derece mahkemelerine ilişkin hükümlere yer verilip, ilk derece mahkemeleri bakacakları suçların ağırlıklarına göre Sulh-Asliye-Ağır Ceza mahkemeleri şeklinde ayrıma tabi tutulmuşlardır.

Anayasa’nın, yargıya ilişkin üçüncü bölüm, ikinci kısımda yüksek mahkemelere ilişkin hükümlere yer verilip, 154. maddesinde, yüksek mahkeme olan Yargıtay’ın, adliye mahkemelerince verilen ve yasanın başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olduğu ve yasada gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakacağı belirtilmiştir.

2797 sayılı Yargıtay Yasasının 13. maddesinde; Yargıtay Başkan ve Üyeleri ile Yargıtay C. Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel yasalarında belirtilen kimseler aleyhinde doğan tazminat davaları ile bunların kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve yasalarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakma görevinin Yargıtay’a ait olduğu, 14. maddesinde ise yargılama görevi özel yasalarca Yargıtay’a verilen kişilere ait davaların, fiilin niteliğine göre benzeri fiillere ilişkin hüküm veya kararları incelemeye yetkili dairece görüleceği ve dairelerce verilen kararların temyizen Ceza Genel Kurulunca inceleneceği, hükümlerine yer verilmiştir.

Anayasanın 154, 2797 sayılı Yargıtay Yasasının 13 ve 14. madde hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, Yargıtay’ın ilgili dairesinin, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerine göre yüksek görevli mahkeme olduğunun kabulünde zorunluluk bulunduğu, aksi kabulün yargı sistemimizdeki derecelendirmeye de aykırı olacağı ve Yargıtay’ın ilgili dairesinin, temyiz mercii olarak görev yapması halinde yüksek görevli, ilk derece yargılaması yapmasında ise ilk derece mahkemeleri ile kıyaslanması suretiyle, sulh cezalık suçlarda yargılama yaptığında sulh ceza mahkemesine, asliyelik suçlarda asliye mahkemesine, ağır cezalık suçlarda ise ağır ceza mahkemesine denk sayılmasını gerektirecektir ki, böyle bir kabulün yasal dayanağı bulunmamaktadır.

Yargıtay 11. Ceza Dairesinin yüksek görevli mahkeme olduğu bu şekilde saptandıktan sonra, birleştirme ile ilgili uyuşmazlığın değerlendirilmesine geçilmiştir. BİRLEŞTİRME KARARLARINA KONU OLAN DAVALAR;

1-Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 Esas sayılı dosyasının konusu ve aşamaları: 27.10.2009 günü bir ihbar üzerine Erzincan Çatalarmut Baraj Gölünde 13 adet el bombası, çeşitli çap ve nitelikte 350 adet merminin elde edilmesi ve Erzincan Merkeze bağlı Ekmekli Göletinde çok sayıda dolu mermi bulunması olayları üzerine CYY’nın 250. maddesi ile yetkili Erzurum C. Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada;

Erzincan MİT Bölge Müdürlüğünde görevli üç personelin kullandıkları eleman vasıtasıyla şüpheli Dursun Çiçek tarafından hazırlanan “irtica ile mücadele eylem planı”nı uygulamaya koydukları, bu kapsamda kullandıkları eleman vasıtasıyla “Gülen Grubuna” ait olduğu iddia edilen yerlere ruhsatsız silah, uyuşturucu madde, içeriği suç unsuru taşıyan belge koyarak yakalatmak, haklarında silahlı terör örgütü kapsamında soruşturma yapmak istedikleri iddia edilerek, “şüphelilerin atılı eylemlerin dayanağının halen İstanbul C. Başsavcılığınca hakkında Ergenekon silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan soruşturma yürütülen şüpheli Dursun Çiçek imzalı irtica ile mücadele eylem planı olduğu, bu kapsamda soruşturmanın İstanbul C. Başsavcılığınca yürütüldüğü, şüphelilere atılı eylemler ile İstanbul’da yürütülen soruşturmanın birlikte yürütülüp, değerlendirilmesi gerektiği” görüşüyle, yetkisizlik kararı ile soruşturma evrakının İstanbul C. Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiştir.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca da, 22.02.2010 gün ve 2010/371-13 sayı ile;

Her iki soruşturma arasında bağlantı bulunduğu kabul edilmekle birlikte, bu hususun kovuşturma aşamasında değerlendirilmesi gerektiği görüşüyle soruşturma evrakı Erzurum C. Başsavcılığına iade edilmiştir.

İade üzerine Erzurum C. Başsavcılığınca 25.02.2010 gün ve 329-70-66 sayılı iddianame ile; Şüpheliler;

Saldıray B.’in; Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan, 5237 sayılı TCY’nın 314/2, İlhan C.’in; Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olma, resmi belgede sahtecilik ve tehdit suçlarından 5237 sayılı TCY’nın 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 4/a, 9. maddeleri yollamasıyla, TCY’nın 204/2-3, 106/2-c, 3713 sayılı Yasa’nın 5, TCY’nın 53, 58/9 ve 63,

Ali T., Recep G., Nedim E., Murat Y., Ahmet S. ve Yaşar B.’ın; Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan, 5237 sayılı TCY’nın 314/2, 3713 sayılı Yasa’nın 5, TCY’nın 53, 58/9 ve 63,

Ersin E., Orhan Es. ve Şenor Bo.’un, Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olma, birden fazla kişinin siyasi felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine, hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydetme suçlarından 5237 sayılı TCY’nın 314/2, 135/2, 43, 137/1-a, 3713 sayılı Yasa’nın 5, TCY’nın 53, 58/9 ve 63,

Şinasi D., Kıvılcım Ü. ve Sadri Barkın İ.’nin; Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olma ve tehdit suçlarından, 5237 sayılı TCY’nın 314/2, Terörle Mücadele Yasası’nın 4/a, 9. maddeleri yollamasıyla, 106/2-c, 3713 sayılı Yasa’nın 5, TCY’nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle Özel Yetkili Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı; Bu davada sanık İlhan C.’e yöneltilen eylemlerin;

Erzincan C. Başsavcısı olarak görev yapan şüphelinin Ergenekon terör örgütünün Erzincan yapılanması içerisinde, örgütün faaliyetleri çerçevesinde diğer şüphelilerle birlikte faaliyetlerde bulunduğu,

Bu kapsamda;

Ergenekon silahlı terör örgütü soruşturmaları kapsamında ele geçirilen silahların kolluk güçleri tarafından konulduğu biçimindeki Ergenekon silahlı terör örgütü iddialarını güçlendirmek ve elde edilen yasal delilleri zayıflatmak maksadıyla örgütün Erzincan yapılanmasına dahil olan şüpheliler tarafından 27.10.2009 tarihinde Çatalarmut Barajına mühimmat bırakılması ve silahların polis tarafından konulduğu iddiasının ileri sürülmesi şeklindeki senaryo üretilmesi eyleminde yer aldığı, Erzincan MİT Müdürlüğünde görev yapan sanıklar Kıvılcım Ü., Sadri Barkın İ. ve Şinasi D.’le birlikte Erzincan’daki Kurdoğlu ve Fethullah Gülen cemaati olarak bilinen grupların ev ve işyerlerine ve buralarda bulunan Ergenekon silahlı terör örgütünün hedefindeki bazı kişilerin çantalarına ve üzerlerine silah ve suç eşyası koydurmak ve bu grup, kurum ve kişilerin silahlı terör örgütleri ile organik ilişki içinde olduklarını ileri sürmek biçiminde gerçekleştirilmek istenen organizasyonun plan ve icrasında yer aldığı, şüpheli Ersin E.’un beyanına göre il jandarma komutanlığında bu faaliyetlerin icrası amacıyla yapılan toplantılara başkanlık ettiği, şüpheli İlhan C.’in MİT görevlisi Kıvılcım Ü. ve ismi tespit edilemeyen başka bir görevli ile birlikte gizli tanık Erzincan ile buluştuklarında (MİT görevlilerini kast ederek) “sen ağabeylerinin dediklerini neden yapmıyorsun, bu ağabeylerin senden ne istiyorsa tereddütsüz yap, bu senin için çok iyi olur, onların isteklerini yerine getirirsen, çok para kazanırsın, iyi yerlere gelirsin, aksi takdirde senin için hiç iyi olmaz, eğer bizi deşifre edersen, bize zarar vermeye kalkışırsan belki biz zarar görürüz ama seni ve aileni de bitiririz, ağabeylerinin memur olduklarını biliyoruz, onların memuriyet hayatları sona erer, anne-babanı yok ederiz” şeklinde kendisini ve ailesini birden fazla kişi ile birlikte ölümle tehdit ettiği,

İstanbul’da örgüte karşı yürütülen başka dosyanın şüphelisi ve Erzincan’da uygulamaya konulan planın hazırlayıcısı Dursun Çiçek ile 2009 yılı yerel seçimleri döneminde Erzincan Orduevinde toplantı yaptığı, cemaat olarak bilinen gruplara ilişkin olarak şüpheliler Şenol Bo. ve Nedim E.’ın getirdiği dinleme kayıtlarını kabul ederek bunlar üzerinden haricen işlemler yürüttüğü, sanıklar Şenol Bo. ve Recep G. ile birlikte “Gülen grubu evleri” olarak bilinen bazı evlere silah koyma işinin organizasyonunda yer aldığı, Erzincan’da görev yapan il müdürlerinin AKP’li oldukları iddiasıyla onlar hakkında aleyhe bilgi toplama faaliyetini organize ettiği, şüpheliler Saldıray B., Recep G., Şinasi D. ve aralarında Ersin E.’un da bulunduğu jandarma istihbarat görevlileriyle birlikte Ergenekon silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda toplantılar yaptıkları,

Şüpheli il jandarma komutanlığı personeli olan bir kısım şüphelilerin gizli tanık X ile illegal amaçlı görüşmeler yaptıkları, bu görüşmelerde Erzincan Emniyetine yönelik yapmayı planladıkları komployu gerçekleştirmek için bu kişiyi yalancı tanık olma konusunda ikna etmeye çalıştıkları, bu komplonun içinde Cumhuriyet Başsavcısı şüpheli İlhan C.’in de aktif olarak bulunduğu, tanığı ikna etmek için devreye girdiği, şayet tanığa şüpheli jandarma personelince “yalancı tanıklığı” kabul ettirilmesi halinde ifadesinin İlhan C. tarafından alınacağı, bu dosyanın Erzurum’a kesinlikle gönderilmeyeceği ve kendisine hiçbir zarar gelmeyeceği, deşifre olmayacağı konusunda İlhan C.’in de teminat verdiğinin tanığa söylenerek ikna etmeye çalıştıkları, şüpheli İlhan C.’in bu suretle emniyete yönelik yapılmak istenen komplonun hukuki altyapısını hazırlama görevini üstlendiği,

Bazı gizli tanıkları jandarma personeli ile birlikte çeşitli vaatler ve baskıyla kandırarak 07.01.2010 tarihinde içeriği itibarıyla tamamen gerçek dışı (Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal’ın bilgisi dahilinde Savcı Bayram Bo.’un kendilerinden para karşılığı bomba temin etmelerini ve bu bombaları jandarmanın bahçesine gömmelerini, daha sonra Savcı Osman Şanal’a usulen ihbar edip onun bu yerlere operasyon düzenleyerek rütbeli askerleri Ergenekon üyeliğinden tutuklattırmasını sağlamaya dair) sahte ifade tutanakları düzenlediği, sonraki bir gün mesai saati sonrası Erzincan Emniyet Müdürü Süleyman Oğuz’u jandarmaya çağırıp orada kendisinden üç-beş tane el bombası istediği, Emniyet Müdürünün bu teklifi kabul etmediği, bunun üzerine 09.01.2010 tarihinde Erzincan Jandarma Komutanlığına ve 11.01.2010 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığına yazı yazarak “muhbire/şüphelilere teslim edilmek üzere patlayıcı özelliği engellenmiş ve teknik takibi olanaklı” mühimmat ve silah istediği, Cumhuriyet Başsavcısı şüpheli İlhan C. tarafından muhbir X ve muhbir Y olarak kodlanan Erdal Zirek ve Ömer Bayşan isimli kişilerin 07.01.2010 tarihli ifadelerinin, Savcı Osman Şanal’ın Erzincan İlinde Ergenekon Terör Örgütüne yönelik yürüttüğü soruşturmayı tamamen sonuçsuz bırakacak nitelikte olmasına ve bu ifadelerde Osman Şanal’a çok ciddi bir suç atılmasına rağmen, bu şüphelilerin Erzurum özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal’a 12.01.2010 günü akşamı ifade vermeye gittiklerini öğrendiğinde; Savcı Osman Şanal’ı aradığı ve muhbir X ve muhbir Y olarak aldığı Erdal Zirek ve Ömer Bayşan’ın ifadelerini saat 20:12 de Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal’a faksladığı, bu kişilerin 12.01.2010 tarihinde Erzurum C. Başsavcılığında avukat huzurunda alınan ve aynı gece 00:30 da biten ve 13.01.2010 günü mahkeme huzurunda alınan beyanlarında; şüpheli İlhan C. tarafından kendilerine yapılan vaad ve temin edilen menfaat karşılığında 07.01.2010 tarihli ifadeyi imzaladıklarını, o ifadelerinin içeriğinin gerçek olmadığını, Başsavcı İlhan C. tarafından dikte ettirildiğini anlattıkları, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan C.’in ertesi gün kendisini sorumluluktan kurtarabilmek için Erdal Zirek ve Ömer Bayşan hakkında soruşturma başlattığının iddia edilerek;

Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olma, resmi belgede sahtecilik ve tehdit suçlarından 5237 sayılı TCY’nın 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 4/a, 9. maddeleri yollamasıyla TCY’nın 204/2-3, 106/2-c, 3713 sayılı Yasa’nın 5, TCY’nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılmasının istendiği,

Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesince 01.03.2010 gün ve 108-70 sayı ile iddianamenin kabulüne, 10.05.2010 gün ve 108-165 sayı ile de;

Ergenekon silahlı terör örgütüne yönelik yapılan soruşturma sonucunda silahlı terör örgütü yöneticisi veya üyesi olmak, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek, halkı yürütme organına karşı silahlı isyana tahrik etmek, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek, terör örgütüne ait silahları depolamak, genel güvenliğini kasten tehlikeye sokacak şekilde patlayıcı madde bulundurmak ve kullanmak, nitelikli kasten öldürmeye azmettirmek, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri çalmak, temin etmek, yasaklanan bilgileri temin etmek, açıklamak, kişisel verileri kaydetmek ve bağlı pek çok suçu işlemekten 86 sanık hakkında 10.07.2008 tarih ve 2007/1536-2008/968-623 sayılı, yine aynı soruşturmanın devamı niteliğinde olan 56 sanık hakkında 08.03.2009 tarih ve 2009/511-268-188 sayılı, 52 sanık hakkında da 17.07.2009 tarih ve 2009/1498-751-565 sayılı iddianameler ile kamu davaları açılmıştır.

Söz konusu davalar İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2008/209-2009/191 Esas sayılı dosyalarında derdest bulunmaktadır.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/106 Esas sayılı dosyasının sanıkları olan Bedrettin Dalan, Dursun Çiçek ve 5 arkadaşı hakkında yargılama konusu eylem, Ergenekon Terör Örgütü mensupları hakkında açılmış bulunan soruşturma ve kovuşturmaları sonuçsuz bırakma, delilleri karartma, özellikle kendilerine karşı kararlı bir biçimde mücadele ortaya koyan kolluk görevlilerini yıldırmak için sanık Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı iddia edilen “irtica ile mücadele eylem planı” adlı belgeyi hazırlamak ve icraya koymaktır.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/106 Esas sayılı dosyası Ergenekon terör örgütü mensuplarının yargılandığı ana dosya ile birleştirme taleplidir.

Dosyamızın esasa ilişkin bilgi ve görgüsü olan tanık ve müşteki beyanlarının, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/106 Esas nolu dosyanın yargılama konusunda esaslı delil olarak gösterilmesi ve yine diğer dosyalarının yargılama konusu hakkında esaslı bilgi ve görgülerinin olması,

13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/106 Esas sayılı dosyasının, sanığı olan Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı iddia edilen “irtica ile mücadele eylem planı”nı, birçoğu üst düzey kamu görevlisi olan dosyamız sanıklarının Erzincan’da icraya koydukları, Şeklindeki iddiaların her iki dosyada da benzer olması,

Erzurum ve İstanbul C. Başsavcılıklarının yetkisizlik kararları ve irtica ile mücadele eylem planı ile ilgili tespit tutanağı bütün olarak değerlendirildiğinde;

Her iki dosya arasında dar anlamda hukuki ve fiili irtibat bulunduğu” gerekçeleriyle dosyanın, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 Esas nolu dosyası ile birleştirilmesine ve sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verilmiştir.

Dosyanın birleştirilmek üzere gönderildiği İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde ise;

Kurulduğu iddia edilen Ergenekon Silahlı Terör Örgütüne ilişkin olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada silahlı terör örgütü yöneticisi ve üyesi olmak, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek, halkı yürütme organına karşı silahlı isyana tahrik etmek, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek, terör örgütüne ait silahları depolamak, genel güvenliği kasten tehlikeye sokacak şekilde patlayıcı madde bulundurmak ve kullanmak, nitelikli kasten öldürmeye azmettirmek, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri çalmak, temin etmek, yasaklanan bilgileri temin etmek ve açıklamak, kişisel verileri kaydetmek gibi suçlardan 86 şüpheli hakkında 10.07.2008 tarih ve 1536-968-623 sayılı, 56 şüpheli hakkında 08.03.2009 tarih ve 511-268-188 sayılı, 52 şüpheli hakkında ise 17.07.2009 tarih ve 1498-751-565 sayılı iddianameler ile açılan kamu davalarına ilişkin yargılamalar, 5271 sayılı CYY’nın 250. maddesi ile yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde 2008/209 ve 2009/ 191 esas sayılı dosyalarda devam etmekte iken;

İstanbul C. Başsavcılığınca yine aynı soruşturma kapsamında bu kez 13.04.2010 tarih ve 1756- 373-264 sayılı iddianame ile, sanıklar Bedrettin Dalan, Dursun Çiçek, Serdar Öztürk, Ufuk Akkaya, Mehmet Deniz Yıldırım, İlhami Ümit Handan ve Özel Yılmaz haklarında, silahlı terör örgütü kurma, yönetme ve üye olma, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmaya engellemeye teşebbüs etme iddiasıyla, 5237 sayılı TCY’nın 312/1, 314/1-2, 53, 58/9 ve 3713 sayılı Yasanın 5. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları ve bu davanın devam eden diğer dava dosyaları ile birleştirilmesi istemiyle kamu davası açıldığı, Bu iddianamede sanık Dursun Çiçek’e isnat edilen eylemlerin;

04.06.2009 tarihinde sanık Serdar Öztürk’ün avukatlık bürosunda yapılan aramada, sanık Dursun Çiçek tarafından imzalandığı bilirkişi raporlarıyla kesinleştiği belirtilen “irtica ile mücadele eylem planı” başlıklı bir belge fotokopisinin ele geçirildiği, Dursun Çiçek’in örgütün amaçları doğrultusunda, isimleri tespit edilemeyen örgüt üyeleri ile birlikte bu belgeyi hazırladığı ve bir suretini sanık Mustafa Levent Göktaş aracılığı ile sanık Serdar Öztürk’e teslim ettiği, bu belgeye göre irticai gruplar tarafından TSK ve devletin resmi organlarının sistemli olarak yıpratıldığı ve Ergenekon soruşturmasıyla TSK’ya büyük emeği geçmiş emekli ve muvazzaf askeri personelin lekelenmeye çalışıldığının belirtildiği, dost ve düşman unsurların belirlendiği, amacın “İrticai oluşumların içyüzünü göstererek, bu konudaki tereddütlere son vermek ve söz konusu örgütlere olan kamuoyu desteğini ortadan kaldırmak, Ergenekon kapsamında yapılan yıpratıcı kampanyaların etkisini azaltmak, TSK’ ya yönelik olarak yapılan olumsuz propagandalara son vermek” şeklinde açıklandığı, bunun sağlanması için hükümette bulunan siyasi partinin ve bir cemaatin faaliyetlerine karşı yapılması gereken faaliyetlerin sıralandığı, bu belgenin bir gazetede yayımlanmasının ardından Genelkurmay karargahında sanığın görev yaptığı birimde acele bir şekilde tüm delillerin ortadan kaldırılması çalışması yapıldığı,

Yürütülen soruşturmada örgütün üyelerinin önemli bir kısmının yakalanmasına karşın örgütün halen tam olarak çökertilemediği ve faaliyetlerine devam ettiği, bu faaliyetlerinin önemli bir kısmının örgüte karşı yürütülen soruşturmayı engellemek, delillerin ortaya çıkmamasını sağlamak, bir kısmı hukuki görünümlü kılıflar altında çeşitli yöntemlerle ele geçen deliller hakkında kamuoyunda kuşkular oluşturmak, soruşturmayı yürüten C. Savcıları ve soruşturma sırasında görev yapan hakimler ve güvenlik güçlerini çeşitli yöntemlerle görev yapamaz hale getirme biçiminde ortaya çıktığı,

Erzurum C. Başsavcılığınca bu örgütün Erzincan yapılanmasına karşı yürütülen soruşturma sonucunda düzenlenen 26.02.2010 günlü iddianamede de, sanık Dursun Çiçek tarafından örgütün amaçları doğrultusunda hazırlanarak hayata geçirilmeye çalışılan bu plan ile bu konuda varılmak istenen amacın açıklandığı,

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma evrakının incelenmesinde, örgütün Erzincan İlinde kamu görevi yapan bazı üyelerinin, Dursun Çiçek tarafından hazırlanan “irtica ile mücadele eylem planı” başlıklı belgede yer alan planları uygulamaya koydukları ve bu soruşturmanın İstanbul C. Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma ile irtibatlı olduğu, bu irtibatı göstermesi açısından Erzurum C. Başsavcılığınca düzenlenen iddianameden bazı bölümlere alıntı şeklinde aynen yer verildiği, Şüpheli Dursun Çiçek’e ülkede kargaşa ve kaos ortamı oluşturmak suretiyle ülkeyi yönetilemez hale getirmeyi ve böylece yürütme organını zayıflatarak ortadan kaldırmayı gerçekleştirebilmek için hazırlatılan ve TSK imkanları kullanılarak yaşama geçirilmeye çalışılan “irtica ile mücadele eylem planı” başlıklı belgede yer alan planların uygulama alanı olarak, örgütün kamu kurumlarına ve TSK’ne yoğun olarak sızdığı Erzincan İlinin seçildiği, sanık Dursun’un bu planın uygulanmasını denetlemek ve bu planı uygulayan şahıslarla görüşerek onları yönlendirmek üzere Erzincan İline gittiği,

Sanık Dursun Çiçek’in bazı internet sitelerini de yönlendirdiği,

Şeklinde özetlenerek sanığın 5237 sayılı TCY’nın 312/1, 314/1-2, 53, 58/9 ve 3713 sayılı Yasanın 5. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesinin talep olunduğu;

Ayrıca iddianamede, Erzurum C. Başsavcılığı iddianamesinde de delil olarak yer alan müşteki Ahmet D. ile bazı gizli tanıkların ifade metinlerine de aynen yer verildiği,

Bu iddianamenin 5271 sayılı CYY’nın 250. maddesi ile yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince 29.04.2010 gün ve 106 sayı ile kabul edilerek kovuşturma aşamasına geçildiği, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince 25.06.2010 gün ve 421-106 sayı ile;

2010/106 Esas sayılı dosyasının iddianamesinde belirtilen ve ele geçirildiği iddia olunan “irtica ile mücadele eylem planı” başlıklı belgede belirtilen faaliyetlerin Erzincan İlinde yürürlüğe konulduğunun iddia edildiği,

Sanık olarak yargılanan Dursun Çiçek’in var olduğu iddia olunan Ergenekon silahlı terör örgütünün üyesi olmak, örgütün amaç ve stratejileri doğrultusunda “irtica ile mücadele eylem planı”nı hazırlamak, bir suretini örgüt üyesi Serdar Öztürk’e teslim etmek, daha sonra da belgede yer verilen planları ülke genelinde uygulamaya koymak, bu kapsamda Erzincan İlinde bazı kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan örgüt üyeleri ile belgede yer alan eylem planlarının bir kısmını gerçekleştirmek amacıyla çalışmalar başlatmak, örgütün talimatı ile sanığın hazırladığı ve uygulamaya koyduğu bu planlarla ülkede kaos ortamı oluşturmak, böylece cebir ve şiddet yöntemleriyle hükümetin görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs ettiğinin iddia edildiği,

Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/108 esas sayılı dosyanın dayanağı olan iddianamede de Dursun Çiçek’in adı geçmekte ve “irtica ile mücadele eylem planı”nın Erzincan’da hayata geçirilmek istendiği bu amaçla var olduğu iddia olunan Ergenekon terör örgütüne bağlı olarak faaliyet gösteren sanık Saldıray B. liderliğindeki yasa dışı oluşum faaliyetlerinde bulunduğu,

Ergenekon terör örgütünün amaçları kapsamında örgüte ait silah ve askeri mühimmatı gizlemek, alevi-sünni çatışması çıkartılması, kişisel verileri kayıt etmek iddialarıyla Erzurum dosyasının sanıklarının yargılandığı, ifadeleri tespit edilen Erzincan, Munzur, Efe, Hazar, Ethem, X, Kalem gibi gizli tanıkların ve sair tanıkların her iki iddianamede de isnat edilen eylemlerle ilgili beyanlarının mevcut olduğu,

Her iki iddianamede sanık Dursun Çiçek hakkında benzer iddiaların bulunması, bu sanığın her iki iddianamede de benzer suçlardan yargılanmakta olan bir kısım sanıklar ile irtibatının bulunduğunun iddia edilmiş olması karşısında Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin söz konusu dosyası arasında şahsi ve fiili irtibat bulunduğu kabul edilerek, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/108 esas sayılı dosyasının, bakılmakta olan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine ve olumlu birleştirme uyuşmazlığının çözümlenmesi için dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderilmesine karar verilmiştir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2010/1 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde;

Sanık İlhan C. hakkında Adalet Bakanı tarafından verilen soruşturma izni ve Tunceli C. Başsavcılığının 11.10.2009 gün ve 1754-347-22 sayılı iddianamesi üzerine Tunceli Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.12.2009 gün ve 75-106 sayılı son soruşturmanın açılması kararıyla, Olay tarihinde ve halen Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapan İlhan C.’in; I- “İsmail Ağa Cemaati” ve “Fethullah Gülen Cemaati” isimli dini gruplarla ilgili olarak, Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2007/6526 ve 2009/138 sayılarında kayıtlı bizzat yürüttüğü soruşturma dosyalarında;

a) 5271 sayılı CYY’nın 250. maddesi ile yetkili Erzurum Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğinin, Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği 23.04.2009 tarihli yazısı ile, Türk Ceza Kanunu’nun 309. maddesi kapsamında yazı ekinde isimleri belirtilen kişiler hakkında 23.04.2009 günü Erzincan’da operasyon yapıldığını belirterek, isimleri tadat edilen şahıslar hakkında Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığında soruşturma (teknik takip, adli dinleme vs.) bulunup bulunmadığının araştırılarak, varsa fezlekeye rapten gönderilmesini talep ettiği halde, yaptığı soruşturmayı gizleyerek, soruşturmanın bulunmadığı şeklinde yazı cevabı gönderdiği,

b) Erzurum Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği’nin 30.04.2009 tarihli yazısı ile, yaptıkları soruşturma ile irtibatlı bulunduğundan Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 2009/138 sayılı soruşturma evrakının gönderilmesinin istenmesine rağmen, CYY’nın 250. maddesi kapsamında bir suç bulunmadığını beyan ettiği,

c) Zarf üzerindeki kaşeden 01.06.2009 tarihli olduğu anlaşılan isimsiz, imzasız bir kamu görevlisinin kaleme aldığı belirtilen iki sayfalık şikayet dilekçesinde; Fethullah Gülen taraftarı dini grubun şeriata dayalı bir devlet sistemi kurmaya çalıştıkları, gizli şeriat ihtilali planladıkları dile getirilmesine rağmen, görevsizlik kararı ile dosyayı CYY’nın 250. maddesi ile yetkili Erzurum Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği’ne göndermesi gerekirken 2009/138 sayılı soruşturmayı sürdürerek yazışmalara devam ettiği, Yetkili ve görevli olmamasına rağmen sürdürdüğü soruşturmalar sırasında, yasa ve usul hükümlerine aykırılık oluşturacak şekilde işlemlerde bulunduğu,

Ayrıca, yetkili olduğu yer dışındaki işlemlerde talimat yazması gerekirken, bizzat kolluğu görevlendirerek arama ve gözaltılar icra ettiği,

Sanığın eylemlerinin görevini kötüye kullanmak suçunu, yetkili olduğu yer dışında bizzat kolluğu görevlendirerek arama ve gözaltılar icra ettirmesinin de haksız arama suçunu oluşturduğu, II-a) 2008 yılından kalan iznini kullanmak üzere Adalet Bakanlığından talepte bulunmuş, uygun görülmesi üzerine 16.09.2008 tarihinde izne ayrılmış ve izninin tamamını kullanarak 22 Eylül 2008 Pazartesi günü Ankara Esenboğa Havaalanından THY uçağı ile Erzurum’a, oradan da Erzincan’a giderek aynı gün mesai saati içinde görevine başladığı halde, 20 Eylül 2008 Cumartesi günü göreve başladığına dair gerçeğe aykırı resmi evrak düzenleyip, bu evrakı 22 Eylül 2008 Pazartesi günü saat 15.48’de Bakanlığa telgraf olarak çektirdiği, daha sonra geri kalan bu 2 günlük iznini de 21-22 Ocak 2009 tarihlerinde tekrar kullanmak suretiyle resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğu,

b) 02.03.2009 Pazartesi gün Ankara’da başlayacak olan bir seminere katılmak üzere 28 Şubat 2009 Cuma günü görevinden ayrılarak yine THY uçağı ile Ankara’ya gittiği halde Cumhuriyet Başsavcısı olarak vermiş olduğu talimat ile 02.03.2009 Pazartesi günü ayrılmış gibi gerçeğe aykırı resmi belge düzenlettirerek, düzenlenen belgeyi Bakanlığa telgraf olarak çektirmek suretiyle resmi evrakta sahteciliğe azmettirmek suçunu işlediği,

III – Resmi bir ödenek olmadığı halde, haklarında kamu davası bulunan veya haklarında soruşturma bulunan Süleyman Tan, Erol Söğüt ve Yavuz Çakır isimli şahısların yardımları ile, ilgili yerlerden yapı izni almadan, imar mevzuatına aykırı olarak, Adliye Lojmanlarına ait bahçe içerisine 101 metrekare büyüklüğünde izinsiz bina vasfında yapı yaptırmak suretiyle, görevi kötüye kullanma ve imar kirliliğine neden olma suçlarını işlediği,

İddiasıyla, görevi kötüye kullanma, resmi belgede sahtecilik ve suça azmettirme, imar kirliliğine neden olma ve haksız arama suçlarından, 5237 sayılı TCY’nın 257/1 maddesi (iki kez) 204/2, 38/1 ve 204/2, 184/1 ve 120. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle, yargılamanın 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 90. maddesi gereğince görevli ve yetkili Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanlığı’nca yapılmasına karar verilmiş,

Yargıtay 11. Ceza Dairesince de 10.02.2010 tarihinde Tunceli Ağır Ceza Mahkemesinin 24.12.2009 gün ve 75-106 sayılı son soruşturmanın açılması kararı kabul edilmiştir. Bu bilgi ve belgeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde,

2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Yasasının 90. maddesinde, birinci sınıfa ayrılmış hakim ve Cumhuriyet savcılarının işledikleri görev suçlarından dolayı Yargıtay’ın görevli ceza dairesinde yargılanacakları, 5271 sayılı CYY’nın 250. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, maddenin birinci fıkrasında belirtilen suçları işleyenlerin sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu yasayla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanacakları, ancak Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümlerin saklı olduğu belirtilmiştir. Bu hüküm uyarınca Yargıtay’ın yargılayacağı kişiler 250. madde kapsamındaki suçlara bakmakla yetkili ağır ceza mahkemelerinde değil, Yargıtay’da yargılanacaklardır.

Konuya birinci sınıfa ayrılmış hakim ve Cumhuriyet savcıları açısından bakıldığında, işledikleri kişisel suçlar nedeniyle 5271 sayılı CYY’nın 250. maddesinin 1. fıkrasındaki suçlara bakmakla yetkili ağır ceza mahkemelerinde yargılanmaları olanaklı ise de, görev suçları nedeniyle 5271 sayılı CYY’nın 250. maddesinin 3. fıkrasındaki istisna hükmü nedeniyle bu mahkemede yargılanmaları olanaklı değildir.

Hakim ve savcıların işledikleri görev suçlarına iştirak edenlerin de, aynı soruşturma ve kovuşturma mercilerine tabi olacaklarına ilişkin 2802 sayılı Yasanın 86. maddesi hükmü uyarınca, birinci sınıfa ayrılmış hakim ve Cumhuriyet savcılarının görev suçlarına iştirak etmiş olanlar da, hakim ve C. Savcılarına tebaan Yargıtay’ın ilgili ceza dairesinde yargılanacaklardır. Bu kapsamda;

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının 25.02.2010 gün ve 329-70-66 sayılı iddianamesi incelendiğinde, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olan sanık İlhan C.’in bazı gizli tanıkları jandarma personeli ile birlikte çeşitli vaatler ve baskıyla kandırarak 07.01.2010 tarihinde içeriği itibariyle tamamen gerçek dışı sahte ifade tutanakları düzenlediği iddia edilerek, bu eylemi nedeniyle 5237 sayılı TCY’nın 204/2-3. maddesi uyarınca cezalandırılması isteminde bulunulduğu görülmektedir.

5237 sayılı TCY’nın 204. maddesinin 2. fıkrasında; “Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisinin üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı, 3. fıkrasında ise; “Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında” artırılacağı hükmüne yer verilmiştir.

Maddenin 2. fıkrasında, görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi yaptırıma bağlanmış olup, sanığa isnat edilen eylem, C. Başsavcısı olan sanığın, içeriği itibariyle sahte ifade tutanağı düzenlediği iddiasıdır. Düzenlendiği iddia edilen bu tutanak C. Başsavcısı olan sanık tarafından bu sıfatla düzenlenmiş bulunduğundan, isnat edilen eylem kişisel suç kapsamında değil görev suçu kapsamında değerlendirilmelidir.

Birinci sınıfa ayrılmış bulunan sanık C. Savcısının işlediği görev suçu nedeniyle, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Yasasının, 90. ve 5271 sayılı CYY’nın 250. maddesinin 3. fıkrasındaki istisna hükmü nedeniyle 250. madde kapsamındaki suçlara bakmakla yetkili Ağır Ceza Mahkemesinde değil, Yargıtay’da yargılanması, sanığın suçuna iştirak eden diğer sanıkların da, sanık C. Savcısına tebaan Yargıtay’da yargılanması zorunludur.

Her ne kadar Yargıtay 11. Ceza Dairesince, diğer hükümlerle birlikte 5271 sayılı CYY’nın 9. maddesine de dayanılmış ve somut uyuşmazlıkda bu maddenin uygulanma koşulları bulunmamakta ise de, yüksek görevli olan Yargıtay 11. Ceza Dairesinin birleştirme kararı isabetli olup, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.05.2010 gün ve 108-165, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.06.2010 gün ve 2010/106 esas sayılı birleştirme kararlarının kaldırılmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan; Kurul Üyesi O. Yaşar;

“Birleştirme için bağlantının varlığı şarttır. Bağlantı kişisel ya da eylemsel olabilir. Mahkemeler arasında alt-üst ilişkisi söz konusu ise, birleştirmenin yüksek görevli mahkemede olması gerekir. Davalar arasında bağlantı bulunması yine de birleştirmeyi zorunlu kılmamaktadır. Başka bir ifadeyle mecburiyet ilkesi geçerli değildir. Birleştirmede yarar olmalıdır. Ancak kanıtların birlikte değerlendirilmesi, çelişkili kararların verilmemesi açısından ve fikri içtima olduğu durumlarda, davaların birleştirilmesinde yarar bulunmaktadır. Birleştirmenin geciktirici etkisi olmamalı, davanın uzamasına yol açmamalıdır. Birleştirme yüksek görevli mahkemenin takdirinde ise de Yargıtay Özel Dairesinin ya da YCGK.nun kararı denetleyerek birleştirmede yarar yoksa bozması olanaklıdır. Somut olayımızda Yüksek 11. Ceza Dairesinin elindeki dosyayı karara bağlaması için birleştirilen dosyaya ihtiyacı yoktur. Birleştirmede hiçbir yarar bulunmadığı gibi tersine dava süresinin uzamasına neden olacağından zarar söz konusu olacaktır. Böylece Yüksek Daire kendi görev ve ihtisas alanına girmeyen bir davayı da yürütmesi gerekecektir. Bu nedenle sayın çoğunlukça verilen birleştirme kararına katılmıyorum.” Gerekçesiyle;

Kurul Üyesi H. Erol;

“Uyuşmazlık konusu, gündemde belirlenmiştir. Yargıtay 11 Ceza Dairesi ve CMK.nun 250. maddesi uyarınca yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi arasında oluşan olumlu birleştirme uyuşmazlığının çözümlenmesine ilişkindir.

Olumlu birleştirme uyuşmazlığın konusu da Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesine açılan ve bu mahkemenin 2010/108 esasında kayıtlı 14 sanık hakkında silahlı terör örgütü kurmak, bu örgüte üye olmak, tehdit, kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetme suçlarından kamu davasıdır. Zira bu kamu davası ile ilgili Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi 10.5.2010 tarihinde 108-165 esas ve karar numarası ile birleştirme kararı vermiş ve dosyasını İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 esas sayılı dosyasına göndermiştir.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, mahkemelerinin 2010/106 esas sayılı dosyası ile Erzurum 2010/108 esas sayılı dava dosyası arasında hukuki ve fiili irtibat bulunması nedeniyle dava dosyalarının CMK.nun 8 ila 16. maddeleri uyarınca birleştirilmesine ve yargılamanın kendi dosyaları üzerinden yürütülmesine karar vermiştir.

Yargıtay 11 Ceza Dairesi sanık İlhan C. hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı 2010/1 esas sayılı memur dosyasının 18.06.2010 günlü oturumunda bu dava ile Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/108 esas sayılı dava dosyası arasında “şahsi irtibatın bulunması ” nedeniyle fiili irtibatın bulunduğu ve 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 86. maddesine göre hakim ve savcıların işledikleri suçlara iştirak edenlerinde aynı soruşturma ve kovuşturma mercilerine tabi olmaları nedeniyle Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/108 sayılı davası ile birleştirilmesine ve yargılamanın kendi dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

Çözülmesi gereken sorun; BİRLEŞTİRMEYE gerek olup olmadığı, gerek varsa hangi mahkemede birleştirileceğinin tespitidir.

Ceza yargılamasında genel kural, açılan her dava üzerine ayrı ve devamlı bir yargılama yapılmasıdır. Ancak, davalar arasında bağlantı olduğu zaman, bağlantının özelliği yüzünden bu kuralın dışına çıkılabilmektedir. Ana kuraldan ayrılmayı gerektiren ayrıksı hallerden biride davaların birleştirilmesidir.

Birleştirmeyi düzenleyen yasal gerekliliğin nedeni daha doğru karar vermek, sürat sağlamak, delillerin kaybolmasını veya dağılmasını önleyerek çelişkili kararlar verilmemesini sağlamaktır. CMK 250. madde uyarınca yetkili Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı 25.02.2010 tarih ve 329-70-66 sayılı iddianamesi ile 14 sanık hakkında Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açmış, 1.3.2010 tarihinde mahkeme iddianamenin kabulüne karar vermiş, 10.05.2010 tarihinde 108-165 esas ve karar nolu hükmüyle kendi dosyasının İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar vermiştir.

Burada altı çizilecek olan husus, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.05.2010 tarihinde birleştirme kararı vermesi ve dosyadan elini çekerek esasını kapatmasıdır. Birleştirme kararının hükmü, yargılamanın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 esas sayılı dava dosyası üzerinden yürütülmesine ilişkindir.

Bu birleştirme kararının muhatabı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesidir. Birleştirme konusuyla ilgili karar vermesi gereken, yani birleştirilmesi kabul yada red edecek olan merci İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesidir. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin kararına kadar da, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin birleştirme kararı bir mahkeme kararıdır. Ve yasaldır. “Karşılıklı olarak muvafakat alınmadan tek taraflı olarak birleştirmesine karar verilmesinin hukuksal sonuç doğurmayacağı” gerekçesinin hukuksal dayanağı yoktur. Çünkü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin tek taraflı verdiği birleştirme kararını kabul etmiş ve yargılamanın kendilerine ait 2010/106 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine karar vermiştir.

Bir an için İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi birleştirme kararını uygun bulmamış olsaydı ne olacaktı. Bunu irdelediğimizde CMK.nun 16/3 maddesi uyarınca birleştirme konusunda bu iki mahkeme arasında çıkan uyuşmazlığı ORTAK YÜKSEK MAHKEME çözecektir.

Ortak yüksek mahkeme ise Yargıtay 5. Ceza Dairesi olduğundan 5. Ceza Dairesi birleştirme uyuşmazlığını çözecekti. Ceza Genel Kurulunun 25.2.1991 tarih 21-53 sayılı kararında belirlendiği gibi, çözüme ilişkin kararda kesin olduğu için müşterek yüksek görevli mahkemece yetkili kılınan mahkeme bu karara direnme yoluna gidemeden uyacaktır.

Bu işlemler sonuçlanıncaya kadar da Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı bağlayıcı ve sonuç doğuran bir karar olarak yürürlükte olacaktır.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin birleştirme kararını irdelemeden bu mahkeme ile olumlu birleştirme uyuşmazlığına düşen Yargıtay 11 Ceza Dairesinin 18.6.2010 günlü birleştirme kararını irdelemek gerekir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2 maddeden oluşan ara kararı ile birleştirme kararı vermiş, duruşmaya devam etmiş, dosyayı değerlendirmeden duruşmayı sona erdirmiş, eksiklikleri tamamlarken tesis ettiği 5 ve 8 nolu ara kararları ile usul ve kanuna aykırı davranmıştır.

Hemen belirtmek gerekir ki, Yargıtay 11 Ceza Dairesinin 2010/1 esas sayılı dosyası bir memur dosyasıdır. Bu dosyada özel daire temyiz mahkemesi olarak görev yapmamaktadır. Bu dava dosyasında sanık İlhan C., birinci sınıfa ayrılmış bir Cumhuriyet Başsavcısı olduğundan görev sırasında işlediği resmi evrakta sahtecilik, görevi kötüye kullanma, imar kirliliğine neden olma ve haksız arama suçlarından dolayı yargılaması 11 Ceza Dairesince ilk derece ceza mahkemesi sıfatıyla yapılmaktadır.

11 Ceza Dairesi Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi ile ilgili yazışmalarında ilgili dosyasının aslı ve eklerinin birlikte incelenmek üzere gönderilmesini istemiş ve birleştirme noktasında karşılıklı olarak muvafakat talep etmemiş ve bu yöndeki iradesini açıklamamıştır.

Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi adı geçen dosyanın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 esas sayılı dosyası ile birleştirildiğini belirterek dosyanın itiraz inceleme merkezinde olduğunu da açıklayarak dijital ortama kaydedilen dosya içeriği olan 2 (cd) yi özel daireye göndermiştir.

Yargıtay 11 Ceza Dairesi müşterek yüksek görevli mahkeme olmadığı halde esası kapanmış dosyaya bu durumu bilmesine rağmen birleştirme kararı vermiş ve bu dosyayı isteyerek kendi dosyası üzerinden yargılamanın devamına hükmetmiştir.

Buradaki usul ve kanuna aykırılıkları Yüce Ceza Genel Kuruluna şu şekilde sıralamak mümkündür. 1- Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde esası kapatılan ve karara çıkan bir dosyanın muhatabının kararı beklenmeden, muhatap mahkeme ile uyuşmazlık bulunup bulunmadığı araştırılmadan, uyuşmazlık çıkarsa bunun çözüm yerinin müşterek yüksek görevli mahkeme yani Yargıtay 5. Ceza Dairesi olduğu ve onun kararının akibeti üzerine değerlendirme yapılabileceği gözetilmeden birleştirme kararı vermiştir. Bu nedenle bu karar yok hükmündedir.

2- Yargıtay 11 Ceza Dairesi 5-8 nolu ara kararlarında Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin birleştirme kararı verirken İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ile aralarında bu davaların hangi mahkemede birleştirileceği konusunda karşılıklı olarak muvafakat alınmadan bu kararın verildiği, bu nedenle birleştirme kararının hukuksal sonuç doğurmayacağını kararında belirtirken, kendisi Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinden birleştirme ile ilgili karşılıklı muvafakat almadan birleştirme kararı vermiş ve kendi deyimiyle hukuksal sonuç doğurmayan birleştirme kararı vermiştir. Daha da ileri gitmiş hukuksal sonuç doğurmayan karara dayalı olarak da sanık İlhan C. ve onun dışındaki tüm sanıklarla ilgili bağlayıcı, tahliye kararları vermiştir.

3- Yargıtay 11 Ceza Dairesi önemli kararlar verdiği incelemesini, dijital ortama kaydedilen dosya içeriği olan 2 (cd) yi kağıt ortama aktararak cd ler içerisinde bulunmayan duruşma tutanaklarını ise, sanık müdafiileri tarafından verilen duruşma tutanaklarından alarak, birleştirme kararına dayanak yapmıştır.

Bu inceleme ve irdeleme Ceza Muhakemesi Kanununa açıkça muhalefettir.

CMK.nun 222. maddesine göre, duruşmanın nasıl yapıldığı, kanunda belirtilen usul ve esaslara uygun olarak yapılıp yapılmadığı ancak tutanakla ispat olunabilir. Tutanağa karşı yalnız sahtecilik iddiası yöneltilebilir. Maddenin gerekçesinde belirtildiği gibi, tutanağa yazılmış olan her şekli kural, uygulanmış kabul edilir. Buna karşılık tutanakda yer almayan noktaların gerçekleşmemiş olduğu kabul edilir.

Duruşma tutanağı sahteliği kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. Sahteliğin saptanması halinde tutanağın sahte olan bölümü ile birlikte bütün tutanak delil olma niteliğini yitirir. Bu durumda o tutanakla ilgili olarak duruşmanın yenilenmesi gerekir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay’ın tüm özel ceza daireleri istikrar sağlamış tüm kararlarında; yargılamaya ilişkin duruşma tutanakları hazır evrakın ve dayanak belgelerin tasdiksiz fotokopilerini, çoğaltılmış örnekleri esas alınarak hüküm kurulmasını yargılama hukuku kurallarına aykırılık kabul etmiş ve hükmü, diğer yönlerini incelemeyerek bozmuştur.

Örneklemek gerekirse Yargıtay Ceza Genel Kurulu 16.10.2007 tarih ve 2007/6-191-209 sayılı kararında “Ceza Genel Kurulundaki itiraz üzerine yapılan inceleme sırasında, işin esasına girilmeden önce dosya içerisinde bulunan bir kısım belge fotokopilerinin onaysız olduğunun saptanması üzerine bunu ön sorun olarak ele almıştır.

“Ceza Yargılamasında başvurulan kanıtlama araçlarından biri de belgelerdir. Yargılama makamları, suç isnadı nedeniyle oluşan uyuşmazlığı çözümlerken, kendiliklerinden getirttikleri ya da iddia ve savunma doğrultusunda sunulan belgelerin güvenilirliğini de denetlemek durumundadır.

Güvenilirliğin denetlenebilmesi için, belgenin aslının, bu mümkün olmadığı takdirde ise aslına uygunluğunun yetkili makam ve kişilerce onanmış örnek ya da kopyalarının dosyaya konulması gerekir.

Dosya incelendiğinde, yasa yararına bozma talebine ekli olay tutanağı, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının elkoyma talebi, Kadıköy Çocuk Mahkemesi ile Özel Dairece bozulmasına karar verilen Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi kararlarının onaysız fotokopi olduğu görülmektedir. Usulünce onaylattırılarak güvenilirliği sağlanmadan bu fotokopi belgelere dayalı olarak Özel Dairece yasa yararına bozma istemi konusunda karar verilmesi olanağı bulunmamaktadır.

Özel Dairece değerlendirme yapılarak karar verilmesinin olanaklı bulunmadığı bir durumda, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da doğrudan değerlendirme yapılamayacağından Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığı itirazının bu farklı gerekçeyle kabulü ile yasa yararına bozma kararının kaldırılarak, dosyanın Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.” Denilmiştir.

Ceza Genel Kurulumuzun ve tüm özel dairelerimizin istikrar kazanmış kararları uyarınca Yargıtay 11 Ceza Dairesinin usulünce onaylattırılarak güvenilirliği sağlanmadan çıktı belgelere dayalı olarak birleştirme kararı vermesi olanağı bulunmamaktadır. Bu nedenle bu karar yok hükmündedir. 4-Yargılanacak uyuşmazlıklar arasında bağlantı olursa davalar yüksek görevli mahkemede birleştirilebilir. Bağlantı halinde birleştirme ihtiyaridir. Bu kuralın birleştirme veya birleştirmeme mecburiyeti şeklinde istisnaları da olabilir. Örneğin icra tetkik mercilerinin yetkisine giren ceza davaları diğer ceza davaları ile birleştirilemez. (İİK)

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 22.05.2007 tarih ve 10-85-109 sayılı kararında: Yargılamanın birleştirilmesi konusunda üç prensip düşünülebilir. Bunlar a)İhtiyari birleştirme b)Birleştirme zorunluluğu c)Birleştirmeme zorunluluğu

Yargılamaların birleştirilmemesi zorunluluğunun ceza yargılama sistemimizdeki en tipik örneklerinden birisi kaçakçılık suçlarının yargılamasının diğer suçların yargılamaları ile birleştirilememesidir, şeklinde açıklamaktadır.

Özel mahkemeler ile genel mahkemeler arasında aşağılık yukarılık ilişkisi olmadığından özel mahkemede görülen bir dava ile genel mahkemede görülen bir dava CMK.nun 10. maddesine dayanılarak birleştirilemez. Zira aynı maddenin 2. fıkrasında “Birleştirilen davalarda bu davaları gören mahkemenin tabi olduğu yargılama usulü uygulanır.” hükmü yer almıştır.

Sanık İlhan C.’in Yargıtay 11. Ceza Dairesinde ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılanması genel usul hükümlerine göre yapılmaktadır. Oysa, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde sanık ilhan C. ve arkadaşlarının yargılaması CMK.nun 250. maddesi ile yetkili Erzurum C. Başsavcılığınca açılan dava kapsamında Ceza Muhakemesi Kanununun bazı suçlara ilişkin muhakeme kurallarına tabidir.

Bu davaların Yargıtay’da denetlemesini yapacak dairede Yargıtay 11 Ceza Dairesi değildir ve 11 Ceza Dairesi bu davada temyiz mahkemesi değildir. İlk derece mahkemesi sıfatıyla davaya bakmaktadır. Kaldı ki, birleştirme kararı geçerli sayılsa bu defa sanık İlhan C. ve diğer 13 sanık hakkında silahlı terör örgütü kurmak, bu örgüte üye olmak, tehdit, kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetme suçlarından açılan kamu davası bazı suçlara ilişkin muhakeme kurallarına göre değil Yargıtay 11. Ceza Dairesine görev suçu nedeniyle açılan kamu davasının genel usul hükümlerine tabi olacaktır. Bu nedenle her iki davada birleştirmeme zorunluluğu vardır. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin birleştirme kararı irdelendiğinde;

Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin muvafakatını almadan birleştirme kararı vermiş, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi bunu uyuşmazlık konusu yapmadan yani denetim makamı olan Yargıtay 5 Ceza Dairesinin önüne getirmeden birleştirme kararını kabul etmiş ve yargılamanın kendi dosyaları üzerinden yürütülmesine hükmetmiştir.

Kendi dosyaları, 2010/106 esas sayılı derdest dosyasıdır. Sanık Dursun Çiçek ve arkadaşları hakkında “irticayla mücadele eylem planı” ile ilgili yürütülen soruşturma sonucunda, silahlı terör örgütüne üye olmak, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs suçlarından dolayı yargılama yapılmaktadır.

Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi dosyalarındaki sanıkların, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan sanık Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı iddia edilen “irtica ile mücadele eylem planı” adlı belgeyi Erzincan’da icraya koydukları iddiasını, kovuşturmaktadır.

Erzurum ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemelerinin dosyaları arasında dar anlamda hukuki ve fiili irtibat bulunduğu ve her iki dosyadaki sanıkların hukuki durumlarının birbirini etkilemesinin muhtemel olduğu kabul edilerek birleştirme kararı verilmekte ve bu karar muhatap mahkemece kabul edilmektedir.

Kaldı ki, daha soruşturma sırasında Erzurum CMK.nun 250. maddesi ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı İstanbul CMK.250. maddesi ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına yetkisizlik kararı verdiğinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı irticayla mücadele eylem planı ile ilgili yürütülen soruşturma arasında bağlantı bulunduğu açıktır. Birleştirme hususunun mahkemeler arasında çözülmesi gerekir, diyerek kanaatini de belirlemiştir.

Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.05.2010 tarihinde birleştirme kararını vererek kapattığı 2010/108-165 esas ve karar nolu bitmiş dosyaya yaklaşık bir ay sonra Yargıtay 11 Ceza Dairesinin birleştirme kararı vermesinin hukuksal bir değeri yoktur. 25.06.2010 günü birleştirme kararını kabul edip kendi dosyasından yargılamanın sürdürülmesini kararlaştıran İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi kararı yürürlüktedir. Yok hükmünde olan 11 Ceza Dairesinin kararının çözümlenmesi de söz konusu olamaz.

Arz edilen sebeplerle Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin bahsedilen dosyasında bulunan CMK.nun 250. maddesi uyarınca yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmesinin usul ve kanuna uygun olduğunu düşünmekteyim.” Gerekçeleriyle;

Kurul Üyesi İ. Rüştü Cirit;

“Mahkemeler ve Yargıtay; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak millet adına yargılama yapıp millet adına denetim görevini yerine getirdiği için her mahkeme kararının ve Yargıtay ilamının başına “Türk Milleti Adına” karar verildiği yazılmaktadır. Nitekim aynı şey bu karar içinde geçerlidir. (Anayasa m. 138, CMK, m. 232/1)

Türk Milleti adına yerine getirilen bu görev acaba her zaman gerçekten “Türk Milleti” adına yerine getirilmekte midir? Biz bu kararda bunun gerçekleşmediğini düşünüyoruz. Bir kere bu suçun soruşturmasından başlayarak birçok kasıtlı ve tasvip edilmez müdahaleler ve tasarruflar olmuştur. Davaya konu olayların başlangıcı ve gelişmelerinde olduğu gibi, bu karar yalnız başına değerlendirilmeyecek; TV ekranlarına, gazete sayfalarına ve internet sitelerine yansıyan birçok bilgi ve belge ile anılacak ve yorumlanacaktır.

Biz Ceza Genel Kurulunun bu kararının aşağıdaki gerekçelerle hukuka aykırı olduğunu düşünüyoruz. 1-Fotokopi belgeler üzerinden birleştirme kararı verilmesi en başta kökleşmiş Yargıtay kararlarına aykırıdır.

Yargıtay yüksek 11. Ceza Dairesi Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasının aslını veya tasdikli örneğini incelemeden onaysız fotokopisi üzerinden inceleme yaparak karar vermiştir. Daha da önemlisi Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin duruşma tutanaklarını sanık müdafilerinden alarak incelemiş ve bu belgelere dayanarak arada irtibat olduğuna karar vererek dosyayı birleştirmiştir. Fotokopi belgeler üzerinden inceleme yapılamayacağına ilişkin başta genel kurulumuzun ve ceza dairelerinin binlerce kararı mevcuttur. Hatta ne gariptir ki yüksek 11. Ceza Dairesi bir tek evrakın bile onaysız olmasından dolayı yerel mahkeme kararlarını sair yönleri incelemeksizin bozmaktadır. Hal böyle iken bu kadar önemli bir dosyada sanık müdafilerinin verdiği duruşma tutanak örneklerine ve onaysız fotokopi evraka bakarak hukuki alanda sonuç doğuracak bir birleştirme kararı vermenin hukuksal bir dayanağı yoktur.

Böylece Yargıtay’ın ilk kuruluşu olan 6 Mart 1868 tarihinden 11 ceza dairesinin bu kararını verdiği 18.6.2010 tarihine kadarki sürede resmi yazıların asılları veya asıllarının resmi kurumlarca tasdikli suretleri aranmış ancak 11. Ceza Dairesinin bu kararı ve bu kararı uygun gören Ceza Genel Kurulunun bugünkü kararı ile yaklaşık 150 yıllık uygulama bu dosyaya ve kişiye özgü olarak değiştirilmiş ve bu kararlar Türk Hukuk ve Yargı tarihinde yerlerini almışlardır.

YARGITAY’IN 11. CEZA DAİRESİNİN BİRLEŞTİRME KARARINI VERDİĞİ 18.06.2010 GÜNÜNDEN ÖNCE FOTOKOPİLERLE İLGİLİ BİNLERCE KARARI ARASINDAN ÜÇ ÖRNEK

a- Toplam 19 adet iletişimin tespitine dair kararın asılları dosyada bulunmamakta, buna karşılık dosyaya konulan fotokopilerinin de onaysız olduğu görülmektedir.

Bunun dışında sanıkların ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda elde edilen ve asıllarının emanette bulunduğu anlaşılan Hukuk Genel Kurulu ve Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulu listeleri, çeşitli ödemeleri gösteren elyazısı notlar, çeşitli notların yazıldığı aJanda sayfaları gibi belgelerin tamamının dosyada bulunan suretleri onaysız fotokopidir.

Fotokopi belgeler açıklanan kurallar çerçevesinde usulünce onaylattırılarak güvenilirliği sağlanmadan ve iletişimin tespitine ilişkin Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi C. Başsavcılığının istem yazıları ile bu yazılara dayanılarak verilen iletişimin dinlenmesi kararlarının asılları ya da yöntemince onaylanmış fotokopi yada suretleri getirtilmeden bunlara dayanılarak derlenen dinleme kayıtlarının değerlendirilmesi bu kayıtlara kanıt değeri yüklenerek sübuta yada ademi sübuta dayanak tutulması aynı şekilde sair onaysız fotokopi belgelerin kanıt sayılıp sayılmayacağının değerlendirme konusu yapılması hukuken olanaklı değildir. Benzer nitelikte değerlendirme Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.10.2007 gün ve 217-210 ile 191-209, 06.02.2007 gün ve 250-25, 04.07.2006 gün ve 127-180 sayılı kararlarında da yapılmış uygulama süreklilik kazınmıştır. Açıklanan nedenlerle; Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.10.2007 gün ve 68-255 sayılı direnme kararının BOZULMASINA. (Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 tarih ve 49-219 sayılı kararı)

b-Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 49/219 sayılı kararında da açıklandığı üzere; Ceza Yargılamasının amacı, somut gerçeğin ortaya çıkarılması olup bunun için başvurulan kanıtlama araçlarından biri de belgelerdir. Yargılama makamları suç isnadı nedeniyle oluşan uyuşmazlığı çözümlerken ele geçirilen ve kendiliklerinden getirtilen ya da iddia ve savunma doğrultusunda sunulan belgelerin güvenilirliğini de denetlemek durumundadırlar. Güvenilirliğin denetlenebilmesi için, belgenin aslının veya bunun olanaklı olmaması halinde de aslına uygunluğu yetkili makam veya kişilerce onanmış örneklerinin dosyaya konulması gerekir. Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 26. maddesinde soruşturma evrakının ayrılmasına karar verildiği takdirde, belgelerin onaylı birer örneğinin ayrılan soruşturma evrakına konulacağı belirtilmektedir. (Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 22.02.2010 tarih 3303/1788 sayılı kararı)

c-Sonradan değiştirilmesini önlemek, delil olma yeteneğini ve güveni sağlamak için hükme dayanak alınan soruşturma evrakının onaylanmış örnekleri getirtilmeden onaysız fotokopileri ile yetinilerek ve belgelerin istenmesine ilişkin onaylı yazı örneği istenip suç tarihi de belirlenmeden yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması BOZMAYI GEREKTİRMİŞ. (Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 22.02.2010 tarih ve 5140/1813 sayılı kararı.)

YARGITAY 11. CEZA DAİRESİNİN BİRLEŞTİRME KARARINI VERDİĞİ 18.6.2010 TARİHİNDEN SONRA FOTOKOPİLERLE İLGİLİ VERMEYE DEVAM ETTİĞİ KARARLARA DAİR ÜÇ ÖRNEK

a-29.09.2003 günlü iddianame içeriğinden, özel belgede sahtecilik suçundan açılan davanın dayanağını oluşturduğu anlaşılan ve Gümrük Müfettişlerince hazırlanan 15.09.2003 tarih ve 3/8 sayılı rapor ile suça konu sahte dolaşım belgelerinin (EUR 1 belgeleri) asılları ya da onaylı örnekleri getirtilerek, aldatma yeteneğini haiz olup olmadıkları, ithalatın gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin belirlenmesi yönünden incelenip, denetime olanak verecek biçimde dosya içersinde bulundurulmaları, sanık hakkında kaçakçılık suçundan tefrik edilen kamu davasının akıbeti araştırılarak bu davayı ilgilendirilen delillerin onaylı örneklerinin dosya içersine konulması gerektiği gözetilmeden ve sonradan değiştirilmesini önlemek, delil olma niteliğini korumak ve güveni sağlamak amacıyla, Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.10.2003 tarih ve 2003/282-306 sayılı tefrik ve görevsizlik kararından sonra oluşturulan işbu dava dosyasının, fotokopi ile çoğaltılan bölümlerinin aslına uygunluğu onaylanmadan, onaysız fotokopileriyle yetinilerek yargılamaya devamla hangi tarihli belgelerin sahte olduğu ve aldatıcı nitelikte olup olmadığı kararda açıklanmadan yazılı şekilde hüküm kurulması BOZMAYI GEREKTİRMİŞ. (Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 21.06.2010 tarih ve 2305/7029 sayılı kararı, üç gün sonra.)

b-Sonradan değiştirilmesini önlemek, delil olma yeteneğini ve güveni sağlamak için hükme dayanak alınan ve fotokopi olan soruşturma evrakının onaylanmış örnekleri getirtilmeden, onaysız fotokopileri ile yetinilerek yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması BOZMAYI GEREKTİRMİŞ. (Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 21.6.2010 tarih ve 9333/7023 sayılı kararı, üç gün sonra.)

c-Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 49/219 sayılı kararında da açıklandığı üzere; Ceza Yargılamasının amacı, somut gerçeğin ortaya çıkarılması olup bunun için başvurulan kanıtlama araçlarından biri de belgelerdir. Yargılama makamları suç isnadı nedeniyle oluşan uyuşmazlığı çözümlerken ele geçirilen ve kendiliklerinden getirtilen ya da iddia ve savunma doğrultusunda sunulan belgelerin güvenilirliğini de denetlemek durumundadırlar. Güvenilirliğin denetlenebilmesi için, belgenin aslının veya bunun olanaklı olmaması halinde de aslına uygunluğu yetkili makam veya kişilerce onanmış örnek ya da kopyalarının dosyaya konulması gerekir. Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 26. maddesinde soruşturma evrakının ayrılmasına karar verildiği takdirde, belgelerin onaylı birer örneğinin ayrılan soruşturma evrakına konulacağı belirtilmektedir.

Bu açıklamalar ışığında dosya içersinde bulunan ve başka bir soruşturma evrakından ayrıldığı anlaşılan bazı soruşturma evraklarının onaysız fotokopi olduklarının anlaşılmış olması karşısında; bu evrakların asılları ya da onaylı suretleri getirtilip dosya içersine konmadan onaysız evraklara dayanılarak yargılamaya devamla yazılı şekilde sanığın mahkumiyetine hükmolunması BOZMAYI GEREKTİRMİŞ. (Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 08.07.2010 tarih ve 7936/8199 sayılı kararı, 20 gün sonra.)

2- Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin birleştirme kararı hukuken kesinleştiği halde yüksek 11. Ceza Dairesi 18.06.2010 tarihinde verdiği birleştirme kararında, İstanbul 13. ACM’den muvafakat alınmadığı için bu birleştirme kararının hukuken geçersiz olduğunu belirtmiştir. Bu uygulama hukuka aykırıdır. Zira yüksek 11. Ceza Dairesinin, Erzurum 2. Ağır Ceza mahkemesinin kesinleşmiş bulunan birleştirme kararını hukuken geçersiz kabul etme hak ve yetkisi var mıdır? Böyle bir yetkisinin olmadığı herkesçe malumdur. 3-Olumlu birleştirme uyuşmazlığına konu olan üç kararı yani yüksek 11. Ceza Dairesi, Erzurum 2. Ağır Ceza mahkemesi ve İstanbul 13. ağır ceza mahkemesinin kararlarını inceldiğimizde hukuken doğrular ortaya çıkmaktadır.

Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.05.2010 tarihli birleştirme kararı yaklaşık 160 sayfa olup, İstanbul 13. ağır ceza mahkemesi dosyası ile neden birleştirme kararı verildiği hukuki nedenleri de gösterilmek suretiyle ayrıntısıyla açıklanmaktadır. Her iki dosya arasındaki irtibatlar çok ayrıntılı ve net olarak ortaya konmuştur.

İstanbul 13. ağır ceza mahkemesinin 21.06.2010 tarihli birleştirme kararı da yaklaşık 15 sayfa olup tamamen sağlam hukuki temellere dayanan, dosyadaki sorunu çok iyi yansıtan manifesto niteliğinde çok güzel bir karardır. Gerçekten İstanbul 13. Ağır Ceza mahkemesinin birleştirme kararı çok ayrıntılı ve konunun bütün yönlerini değerlendiren hukuki dayanakları gösterilmiş, objektif değerlendirmeler yapılmış kusursuz nitelikte bir karardır. Bu kararı okuyunca uyuşmazlık ve tartışma konuları gayet açık bir şekilde anlaşılmaktadır.

Yüksek 11. Ceza Dairesinin 18 Haziran 2010 tarihinde verdiği birleştirme kararı bir ara karar şeklinde verilmiş toplamı yarım sayfadan ibarettir. Bu ara kararında aynen;

“1- Sanık İlhan C. hakkında Dairemizde görülmekte olan dava ile Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/108 Esas sayılı davası arasında 5271 sayılı CMK’nın 8/1 maddesi anlamında şahsi irtibatın bulunması, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/108 esas sayılı dosyasında kamu davasının dayanağını oluşturan Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK’nun 250. maddesi ile yetkili) 26.02.2010 tarihli ve 2010/66 nolu iddianamesinde Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapan İlhan C.’in Ergenekon Terör Örgütünün Erzincan yapılanması içerisinde, diğer sanıklar (Saldıray B., Ali T., Recep G., Nedim E., Ersin Erkut, Orhan Es., Şenol Bo., Murat Y., Şinasi D., Kıvılcım Ü., Sadri Barkın İ., Ahmet S. ve Yaşar B.) ile birlikte faaliyette bulunduğunun iddia olunması karşısında sanıklar arasında fiili irtibatın da bulunduğu ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 86. maddesine göre hakim ve Savcıların işledikleri suçlara iştirak edenlerin de aynı soruşturma ve kovuşturma mercilerine tabii olmaları nedeniyle Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/108 esas sayılı davası ile Dairemizin 2010/1 Esas sayılı davasının şahsi ve fiili irtibat nedeniyle BİRLEŞTİRİLMESİNE,

2- CMK’nun 250. maddesinin 3. fıkrası ile de aynı maddenin birinci fıkrasında belirtilen suçları işleyen ve Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay’da yargılanması gereken kişilerle ilgili hükümlerin saklı tutulması karşısında üst sınırı en ağır cezayı gerektiren suça göre görevli mahkemenin belirlenmesi gerektiği yolundaki genel kuraldan hareketle CMK’nun 9. maddesi de gözetilerek yargılamanın Dairemizce ve 2010/1 Esas sayılı dava dosyası üzerinden yürütülmesine” denilmektedir. Bu birleştirme kararında birleştirme kararının neden verildiğine ve her iki dosya arasında dair yeterli gerekçe bulunmamaktadır.

Yüksek 11. Ceza Dairesinin kararında, CMK’nın 8/1. maddesi kapsamında şahsi irtibatın bulunduğu belirtilmektedir. Sanığı aynı olan tüm dosyaların birleştirilmesi mi gerekir? Örneğin İlhan C.’in trafik kazasından dolayı taksirle yaralama suçu olsa bu dosyayı da birleştirmek mi gerekir? Yine kararda “üst sınırı en ağır cezayı gerektiren suça göre görevli mahkemenin belirlenmesi gerektiğinden” hareketle CMK’nın 9. maddesi gereğince birleştirme kararı verildiği belirtilmektedir. Erzurum C. Başsavcılığının iddianamesi ve Tunceli Ağır Ceza mahkemesinin son soruşturmanın açılmasına ilişkin kararındaki şevkler incelendiğinde en ağır sevk silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıdır (TCK 314/2= 5-10 yıl hapis). Çünkü 5235 sayılı Bölge Adliye Mahkemelerinin ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemelerinin Kuruluşuna Dair Kanunun 14. Maddesine göre görevin belirlenmesinde ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenler göz önüne alınmaz, kanundaki cezanın üst sınırı esas alınır. Yüksek 11. Ceza Dairesine açılan davadaki sevklerden en ağırı TCK.nın 204/2 maddesi olup bunun üst sınırı da 8 yıldır. O halde nasıl oluyor da üst sınırı en ağır cezayı gerektiren suça göre yüksek 11. Ceza Dairesi kendisini görevli sayarak birleştirme kararı veriyor bunu anlamak mümkün değildir.

Bir defa CMK’nın 9. maddesi “bağlantılı suçlardan her biri değişik mahkemelerin görevine giriyorsa bunlar hakkında birleştirilmek suretiyle yüksek görevli mahkemede dava açılabilir” denilmektedir. Oysa olayımızda açılmış ve yürümekte olan davaların birleştirilmesi sözkonusu olduğundan CMK’nın 9. maddesinin konumuzla ilgisi yoktur. Buna rağmen Yüksek 11. Ceza Dairesi bu maddeye göre birleştirme kararı vermiştir.

4-) Erzurum 2. ağır Ceza mahkemesi dosyası ile yüksek 11. ceza dairesinin dosyaları arasında sanık İlhan C.’in sanık olması dışında hiçbir irtibat bulunmaktadır.

CMK’nın 225/1 maddesine göre, yargılamanın sınır ve kapsamını belirmek için dava açan belgelere yani iddianame ile son soruşturmanın açılması kararlarına kısaca bakacak olursak; Tunceli Ağır Ceza Mahkemesinin 24.12.2009 tarihli son soruşturmanın açılması kararında;

Kullanıcı : Av. Cem Boduroğlu

– Yıllık izinlerinden geç döndüğü halde daha önce göreve başlamış gibi bakanlığa yazılar yazması nedenliye resmi belgede sahtecilik ve bu suça azmettirmeden TCK’nun 204/2,

– Adliyede davası olan kişilerden yardım alarak adliye bahçesine imar mevzuatına aykırı bina yapması nedeniyle görevi kötüye kullanma ve imar kirliliğine neden olma suçundan TCK’nın 257/1, 184/1,

– Yetki alanı dışında hukuka aykırı arama yaptırması nedeniyle haksız arama suçundan TCK’nın 120. maddesi,

– İsmailağa ve Fetullah Gülen cemaati isimli dini gruplara yönelik olarak yürüttüğü soruşturmalardaki usulsüzlükler nedeniyle görevi kötüye kullanma suçundan TCK’nın 257/1 maddesi uyarınca kamu davaları açılmıştır.

Erzurum C. Savcılığının 25.02. 2010 tarihli iddianamesinde ise:

– Ergenekon Terör örgütüne üye olma suçlamasından TCK’nun 314/2 maddesi, – Tehdit suçlamasından TCK’nun 106/2-c,

– Gerçeğe aykırı tanık beyanları hazırlamak suretiyle evrakta sahtecilik suçlamasından TCK’nın 204/2-3 maddeleri uyarınca kamu davası açılmıştır.

Gündemde de bu iddianamenin ve son soruşturmanın açılması kararını ayrıntısıyla okuduk. Bu iki dava arasında sanığının aynı olması dışında hiçbir irtibat bulunmamaktadır.

Aksine Erzurum 2. Ağır Ceza mahkemesinin dosyası ile İstanbul 13. Ağır Ceza mahkemesinin dosyası arasında ise yasanın aradığı anlamda çok sıkı irtibat bulunmaktadır. Burada bunları da kısaca özetlemek istiyorum.

-İstanbul 13. ağır ceza mahkemesi dosyası Ergenekon olarak adlandırılan bir örgüte karşı açılmış iddianamelerden üçüncüsüne ilişkindir. Bu dosyanın sanıkları arasında bulunan Dursun Çiçek kamuoyunda millete ihanet belgesi olarak adlandırılan belgeyi düzenlediği iddiasıyla sanık konumundadır. Erzurum dosyası ise Ergenekon olarak isimlendirilen örgütün Erzincan yapılanmasını oluşturarak Dursun Çiçek’in hazırladığı planı hayata geçirmek suçlamasından açılmış bir davadır ve bu dosyada bizi yakından ilgilendiren Erzincan Başsavcısı İlhan C. Ergenekon terör örgütüne üye olmakla suçlanmaktadır. Yani örgüte ait ana dosya İstanbul 13. ağır ceza mahkemesinin elindeki dosya olup aralarında İlhan C.’in de bulunduğu sanıklar bu örgütün Erzincan yapılanmasını oluşturmakla suçlanmaktadırlar. Şimdi bu şartlarda İstanbul 13. ACM dosyası sonuçlanmadan Erzurum 2. Acm’nin dosyasının sonuçlanması mümkün müdür?

-Dursun Çiçek tarafından düzenlendiği adli tıp kurumu, emniyet ve jandarma kriminal raporlarıyla anlaşılan belgeye her iki iddianamede de yer verilmiştir.

-Müşteki Ahmet D., gizli tanıklar Erzincan, Munzur, Efe, Hazar, Ethem, Tanık X, Kalem, Taha’nın beyanlarına her iki iddianamede de yer verilmiştir.

Yani kısaca, iddianamelerdeki anlatım ve ileri sürülen delillere göre Erzurum C. Başsavcılığınca açılan dava, İstanbul da görülen ana dava dosyasıyla çok sıkı bir şekilde irtibatlıdır.

5-) Ortaya çıkan olumlu birleştirme uyuşmazlığı CMK.nın 16. maddesine göre çözümlenecek bir konudur.

CMK’nın 10. maddesi aynı yargı çevresi içinde yer alan mahkemeler arasındaki çıkabilecek birleştirme sorunlarının çözümü içindir.

CMK’nın 16. maddesi ise kanunun “yetki” isimli bölümde “bağlantılı suçlarda yetki” başlıklı olarak düzenlenmiştir. Yani bu madde hem yer itibarıyla farklı hem de madde itibarıyla (görev yönünden) farklı olan mahkemeler arasındaki bağlantılı davalara ilişkindir. Yani eski tabirle hem yetki hem görev sorunu çözülecektir.

Olayımızda da aynı yargı çevresinde bulunmayan İstanbul 13 ACM ile yüksek 11. Ceza Dairesi arasındaki birleştirme uyuşmazlığı CMK’nın 16. maddesine göre çözümlenmelidir.

6-) İlk derece mahkemesi sıfatıyla yaptığı yargılama sırasında Yargıtay Ceza Daireleri yerel mahkemelere göre “yüksek görevli mahkeme” değildir.

Bu konuda Yargıtay ceza dairelerinin yüksek görevli mahkeme olduğuna dair kanunlarımızda hiçbir hüküm bulunmadığı gibi bu konuda içtihat da yoktur.

Aksine CGK’nun 15.04.2003 gün ve 108-120 sayılı kararında, Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi ile 5. Ceza Dairesi arasında ortaya çıkan birleştirme sorununu çözerken, her iki mahkemeyi eşit kabul etmiştir. Eğer bu davada 5. Ceza Dairesini Yüksek görevli kabul etseydi sorunun Ceza Genel Kurulunda çözümlenmesine gerek yoktu çünkü 5. Ceza Dairesinin kararı doğrultusunda sorun çözümlenirdi. Oysa Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasının 5. Ceza Dairesi ile birleştirilmesine karar vermiş, 5. Ceza Dairesi ise bu birleştirmeye karşı çıkmış, sorunu Ceza Genel Kurulu çözerek dosyayı 5. Ceza Dairesine göndermişti. Eğer Ceza Genel Kurulu 5. Ceza Dairesini yüksek görevli olarak kabul etseydi uyuşmazlığı kendisi çözmezdi. O zaman dosyayı 5. Ceza Dairesinin kararı doğrultusunda geriye yani Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesine gönderirdi.

5235 sayılı Yasanın 8. maddesi ve 2797 sayılı Yasanın 14. md. Yargıtay ceza dairelerinin ilk derece sıfatıyla yaptığı yargılamalarda yerel mahkemelerin üstünde bir konuma sahip olduklarına dair bir hüküm yoktur. Hukuk devletinde hiçbir makam da kendisine verilmeyen bir yetkiyi kullanamaz. Yargıtay ceza dairesinin yerel mahkemelere göre yüksek görevli olması gerektiğine ben de inanıyorum ancak bu konuda yasal düzenleme yokken bu yetki Yargıtay tarafından kullanılamaz. 7-) Yargıtay temyiz mahkemesi olduğundan ilk derece yargılamasına ilişkin görevi oldukça sınırlı ve istisnai bir durumdur. Yasada belirtilen kişilerin belirtilen suçlarına ilişkin olarak yargılama yapabilir. -2802 sayılı yasanın 90. maddesi: Birinci sınıfa ayrılmış olanlar ile ağır ceza mahkemeleri heyetine dahil olan hakim ve cumhuriyet savcıları, “görevden doğan veya görev sırasında” işledikleri suçlar nedeniyle Yargıtayın ilgili ceza dairesinde yargılanabilir.

– Bu kuralın bir istisnası 2802 sayılı yasanın 86 ve 4483 sayılı yasanın 10. maddesinde düzenlenmiştir: Yukarıda sayılan kişilerin işledikleri suçlara “iştirak” eden (hakim ve savcı olmayan ya da birinci sınıfa ayrılmamış hakim savcılar) diğer kişiler de Yargıtayın ilgili dairesinde yargılanacaktır. 2802 sayılı Yasanın 90. maddesinde “hakim ve savcıların suçuna iştirak” ifadesi bulunmaktadır. Bu ifadenin bir sonucu olarak, 90. madde uyarınca yargıtayın ilgili ceza dairesinde yargılanması gereken kişilere ait yargılama dosyaları ile diğer kişilerle ilgili yargılama dosyalarının 2802 sayılı Yasanın 86. maddesi uyarınca birleştirilebilmesi için “bağlantı” yeterli görülmemiş “iştirak” aranmıştır.

O nedenle bir an için İlhan C. açısından birleştirme nedenlerinin bulunduğu kabul edilse bile diğer sanıklar açısından davanın yüksek dairede görülmesinin bir dayanağı bulunmamaktadır. 😎 CYY’nın 250. maddesinde sayılan suçlarda diğer mahkemelerin ve bu arada Yargıtay ceza dairesinin yargılama yetkisi bulunmamaktadır.

Bu husus CGK’nun 23.02.2010 gün ve 2009/111- 2010/38 sayılı kararında da açıkça vurgulanmaktadır.

CMK’nın 250/1. maddesinin açık hükmü gereği bu maddede sayılan suçlar bu madde uyarınca kurulmuş özel yetkili mahkemelerde görülebilir.

Yine, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının “Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi” başlıklı 9. maddesi aynen, “Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili davalara, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 250 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen ağır ceza mahkemelerinde bakılır.” Denilmektedir. Sanık İlhan C. hakkında da açılan dava 3713 sayılı Yasa kapsamında açılmış olup bu husus iddianamede de açıkça sevk maddeleri arasında bu yasanın 4. ve 5. maddeleri gösterilmek suretiyle açıklanmıştır.

9-) İlk derece mahkemesi sıfatıyla baktıkları yargılama dosyalarına ilişkin olarak Yargıtay ceza daireleri arasındaki iş dağılımı, temyiz incelemesinde olduğu gibi bir iş bölümü değil görev ilişkisidir ve kamu düzenine ilişkindir.

2797 sayılı Yargıtay Yasasının 14. maddesinde ceza dairelerinin görev alanları (madde itibariyle yetkisi) belirlenmiştir.

Ayrıca 2797 sayılı Yasanın 17/1-a-b maddesi uyarınca Yargıtay Başkanlar Kurulunun, ceza dairelerinin görev alanlarını tespit etme yetkisi bulunmaktadır.

Yargıtay yasasının 14. maddesinde Yargıtay 11. Ceza dairesinin görev alanı; “27.12.1993 tarihli ve 3953 sayılı kanun gereğince askeri yargıtay’dan yargıtay’a gönderilen dava ve işler ile aynı kanun gereğince adli yargı mercilerine devredilen dava ve işlerden temyizen intikal edecek olanları inceleyip karara bağlamaktır. Yargıtay Başkanlar Kurulu, bu dairenin bakacağı suçlara eklemeler yapmıştır. Şu anda Yargıtay 11. Ceza Dairesinin görev alanı içinde TCK’nun 314. maddesi bulunmamakta olup bu görev yüksek 9. Ceza Dairesine aittir.

Sanık veya sanıklar hakkında birden fazla suçtan dava açılmış olması durumunda Yargıtay Yasasının 14. maddesine göre, hangi suçun ceza miktarı yüksek ise görevli ceza dairesi ona göre belirlenmektedir.

Bu nedenle dosyaların Yargıtay da birleştirilerek görülmesi kabul edilse bile, somut olayda İlhan C. hakkında Erzurum Özel Yetkili C. Savcılığınca, 5237 TCK’nun 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 4/a ve 9. maddeleri yollamasıyla TCK’nun 106/2-c, 204/2-3, 3713 sayılı Yasanın 5. maddeleri uyarınca kamu davası açılmış olup bu suçların yasada gösterilen ceza miktarı itibarıyla ağır olanı TCK’nun 314/2. maddesinde düzenlenen terör örgütüne üye olma suçlamasıdır ki görev yüksek 9. Ceza Dairesine aittir.

10-) Birinci sınıfa ayrılmış bir hakim-savcının CMK’nun 250. maddesi kapsamında kalan bir suçu işlediği iddiası varsa soruşturma ve kovuşturmanın usulü nasıl olacaktır?

Bu güne kadar bu konuda çok kişi konuşarak bir şeyler söyledi, ancak söylenenlerin çoğu mevzuatımıza göre olanı yansıtmaktan ziyade olması gerekeni yansıtıyor. Ancak bir hakim savcı beğense de beğenmese de yürürlükteki yasayı uygulamak zorundadır.

Bu konuda Erzurum özel yetkili savcılığının düzenlediği iddianamedeki değerlendirmeler gerçekten hukuken çok isabetli. Bunlardan bazıları özetlenecek olunursa:

“Türk Ceza Hukukunda anayasal düzen aleyhine işlenen terör suçlarının soruşturulması ve kovuşturulması ayrı bir rejime tabi tutulmuştur. Sanıklara isnad edilen silahlı örgüte yönetici ve üye olma suçlarında fiil ve faili bakımından bir özellik aranmamış, kimse bu suçların soruşturma ve kovuşturmasından bağışık tutulmamış hatta, C. Başkanından sonra en geniş dokunulmazlık alanına sahip olan milletvekilleri hakkında bile terör suçları bakımından belirli koşullar altında soruşturma ve kovuşturma yolu bizzat yargı kararlarıyla açılmıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin istikrar kazanmış kararları ile soruşturmaya seçimden önce başlanmış olmak kaydı ile terör suçlarının Anayasanın 83. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesi kapsamında yasama dokunulmazlığı kapsamında görülemeyeceği kabul edilmiştir.

Durum böyle iken, bir kişinin kimlik ve sıfatından hareketle terör örgütü üyesi olmakla suçlanamayacağı iddiasının; açık bir yanılgı ya da bu tür kimlik ve sıfatları taşıyanlar ile bu tür suçların failleri olmayı yan yana getirmekte zorlanmanın ifadesi olmaktan başka bir değeri bulunmamaktadır. Türk toplumu ve hukuk çevrelerinin terör örgütü ve örgüt üyesi algısı, Türkiye’nin terörle mücadelesi bağlamında farklı portreler ve imajlar üzerinden gelişmiş, üst düzey kamu görevlilerinin bir terör örgütüne üye olarak kabul edilmelerinde zihinsel zorluklar yaşanmış olabilir. Ancak bu durum Türkiye’nin terörle mücadelede üzerinden tecrübe yaşadığı terör örgütleri açısından bakıldığında normal kabul edilebilirse de, Ergenekon Terör Örgütünün yapısı, stratejisi, hiyerarşisi, işleyişi, üye ve eleman profili ile örgütün amaçladığı suçlar ve faaliyeti kapsamında işlediği suçlar dikkate alındığında bu kabul, Laik, Demokratik ve Sosyal Hukuk Devleti karakteristiği ile birlikte Anayasal Düzenin işleyişine karşı büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Örgütün işlemeyi amaçladığı suç nazara alındığında, bu günkü bilinen yapısı, stratejisi, işleyişi, üye ve eleman profili ile Ergenekon Terör Örgütü, sonuca götürmek bakımından oldukça elverişli biçimde kurulmuş ve çalıştırılmış bir model olarak ortada durmaktadır.”

Yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre hakim ve C. Savcılarının işledikleri iddia edilen suçlara ilişkin soruşturma yöntemleri de şöyledir:

a-) 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 82-92. maddelerinde düzenlenen görev suçları. b-) 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 93. maddesinde düzenlenen kişisel suçlar. Birinci sınıfa ayrılmış olanlar dahil tüm hakim savcılar işledikleri kişisel suçlar hakkında soruşturma, en yakın yer ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısına aittir. Soruşturma sonunda dava açılması halinde ise yargılamayı da en yakın yer ağır ceza mahkemesi yapacaktır. Hakim ve C. savcılarının işledikleri kişisel suçlar için herhangi bir izin sistemi getirilmediği gibi suça veya sıfata ilişkin olarak herhangi bir ayırım da yapılmamıştır.

c-) 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 94. maddelerinde düzenlenen ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü hallerinde soruşturma genel hükümlere göre yapılacaktır.

Burada herhangi bir görev sıfatı ve ünvanı bulunmayan kişiler hakkında hangi hükümler uygulanacaksa, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü halinde suç işleyen hakim ve savcılar hakkında da soruşturma ona göre yapılacak, arama, gözaltına alma ve tutuklama gibi koruma tedbirleri genel hükümlere göre uygulanabilecektir, d-) 5271 sayılı CMK’nun 250/1 maddesinde sayılan suçlar.

CMK’nun 250. maddesinde sayılan ve yasa koyucu tarafından ağırlıkları nedeniyle özel bir yargılama usulü öngörülen suçları işleyen kişinin sıfatı ve memuriyeti ne olursa olsun soruşturmanın özel yetkili C. Savcıları tarafından yapılacağı anlaşılmaktadır.
Bu olayın örneği İzmir İlinde yaşanmıştır. İzmir’de özel yetkili ağır ceza mahkemesi başkanı olarak görev yapan bir sanık hakkında kurulan suç örgütüne yardım etme ve maddi menfaat karşılığı bir tutukluyu tahliye etmek suretiyle irtikap suçunu işlediği iddiasıyla, İzmir Özel Yetkili C. savcılığınca genel hükümlere göre doğrudan soruşturma yapılarak özel yetkili ağır ceza mahkemesine dava açılmış, açılan bu davada iddianameyi kabul eden İzmir özel yetkili 8. Ağır Ceza Mahkemesi sanığın birinci sınıfa ayrılmış olması ve işlenen irtikap suçunun görev suçu olması nedeniyle dosyayı görevsizlik kararıyla Yargıtay 5. Ceza Dairesine göndermiştir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi de yapılan tüm bu işlemlerde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığını açıkça vurgulamıştır.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, ilk derece mahkemesi olarak yaptığı bu yargılama sonunda birinci sınıfa ayrılmış hakim olan sanığı, suç vasfını değiştirerek rüşvete teşebbüs suçundan mahkum etmiş ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Bu karara karşı yapılan itirazı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesi de itirazı reddederek yapılan işlemler ve takip edilen yöntemlerde isabetsizlik bulunmadığını teyid etmiştir.

Burada CMK’nun 250/3 maddesinde yer alan “Yargıtay’ın yargılayacağı” kişilerin belirlenmesi de gerekmektedir. Bazı istisnai hallerde belirli görevlerde bulunan kişilerin taşıdıkları sıfatları nedeniyle bazı suçlarına ilişkin yargılamanın Yargıtay da ilk derece mahkemesi olarak yapılması temyiz mercii olarak da Yargıtay Ceza Genel Kurulunun görevli olması öngörülmüştür.

Bunun da istisnası olarak Yargıtay Kanununun 46. maddesi gereğince Yargıtay Üyelerinin kişisel suçlarına ilk derece mahkemesi olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulu bakmaktadır.

4483 sayılı Kanunun 13. maddesine göre; Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, TBMM Genel Sekreteri, müsteşarlar ve valilerin işledikleri görev suçlarında yargılama Yargıtay’ın ilgili ceza dairesinde yapılmaktadır. Sayılan kişilerin kişisel suçlarında ise genel hükümler uygulanacaktır. Tüm hakim ve C. savcılarının işledikleri bütün suçlara ilişkin (ilk derece mahkemesi olarak) yargılama görevi Yargıtay’a ait değildir. Yargıtay sadece birinci sınıfa ayrılmış veya ağır ceza mahkemesi heyetine dahil olan hakim ve savcıların işledikleri görev suçlarına ilk derece mahkemesi olarak bakmaktadır.

Bu konuda da Yargıtay Ceza Genel Kurulumuzun örnek bir kararı bulunmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.12.2007 tarih ve 2007/222 esas-273 sayılı kararıyla, birinci sınıfa ayrılmış C. Savcısı olan sanığın, gece vakti sarhoş olarak iki kişiyle birlikte adliyeye gelerek içeriye girmek istemesi ancak gece bekçisinin sokmaması nedeniyle adliyeye girememesi üzerine hakim ve Cumhuriyet savcılarına sinkaflı küfürler edip adliyenin giriş kapısı tarafındaki ana caddeye bakan bahçesine aleni olarak küçük tuvaletini yapması eylemini kişisel suç olarak kabul edip, yargılamanın

Yargıtay Dairesinde değil en yakın yer ağır ceza mahkemesinde yapılması gerektiğine hükmetmiştir.

Sanık İlhan C.’e atılı bulunan silahlı terör örgütüne üye olma suçlaması görevle hiçbir şekilde bağdaşmayan, ilişkili olmayan ve görev nedeniyle işlenemeyecek olan “mütemadi” bir suçtur. Bu suçun niteliği ve temadi eden yapısı nedeniyle, temadinin bir kısmının mesai saatlerine yani görevli olunan zamana tesadüf etmesi de bu suçu görev suçu haline getirmeyecektir. Bir hakim savcının işlediği örneğin PKK veya DHKP-C veya Hizbullah’a üye olma suçu görev suçu olarak kabul edilebilir mi?

Bunun yanında silahlı terör örgütüne üye olan bir hakim veya C. savcısının, örgüte üye olma suçu dışında örgütün faaliyetleri kapsamında ve amaçları doğrultusunda, görevinin kendisine verdiği yetkileri ve avantajları kullanarak işlediği bir takım suçların görev suçu kapsamında kalması mümkün olabilir. Ancak sahip olunan resmi sıfattan ve görevden kaynaklanan yetkilerin örgütün amaçları doğrultusunda kullanılmış olması silahlı terör örgütüne üye olma suçunu görev suçu haline dönüştürmez.

Bu nedenlerle birinci sınıfa ayrılmış C. Başsavcısı olan sanığın işlediği iddia olunan silahlı terör örgütüne üye olma suçlaması CMK.nın 250. maddesi kapsamında kalan ve bu maddede düzenlenen usule göre soruşturma ve kovuşturması yapılması gereken kişisel bir suçtur.

Zaten sanığa atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun mütemadi bir suç olması, örgütten çekilme, teslim olma veya yakalanma gibi fiili bir nedenle ya da iddianame düzenlenmesi gibi hukuki bir nedenle temadinin kesilmesine kadar suçun devam etmesi sebebiyle Yargıtay yüksek 9. Ceza Dairesinin yerleşik uygulamasında da açıklandığı gibi suç tarihi hukuki veya fiili kesintinin oluştuğu tarihtir.

Gözaltına alındığı ana kadar silahlı terör örgütüne üye olmayı sürdürdüğü ve yakalandığı anda örgüte üye olma suçunu işlediği iddia edilen sanığın yakalanmasının CMK’nun 2/j-l maddesindeki “işlenmekte olan suç” kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle suçüstü hükümlerine göre genel usulün uygulanması gerekmektedir.

Sonuç olarak çeşitli nedenlerden dolayı bu dava ve bu davaya konu gelişmeler basın tarafından Yargıtay’ın kamuoyu nezdinde yıpratılmasına sebep olmuştur. Üzülerek söylemek gerekir ki Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu kararı ile bu kapıyı kapatamamış aksine derin sorunlara ve tartışmalara kapı açmıştır. O nedenle bugün burada verilen karar “millet adına” görev yapan yüksek yargının itibarını tekrar kazanmaya başlaması adına bir dönüm noktası olamamıştır.

Yukarıda açıkladığımız nedenlerden dolayı Ceza Genel Kurulu’nun gerekçeli kararını görmeden sunduğumuz bu görüşlerimizden dolayı çoğunluk görüşüne katılmamaktayız.” Gerekçeleriyle,

Kurul Üyesi A. İlhan;

“Halen Yargıtay 11. Ceza Dairesinde yargılaması devam eden Erzincan C. Başsavcısı sanık İlhan C. hakkında soruşturmaya nasıl başlandığı ve hangi suçlardan dolayı yargılama aşamasına geçildiğine öncelikli olarak bakacak olursak;

Erzincan adalet Daireleri ve mahkemelerinin adalet müfettişlerince mutad denetimi yapılırken Avukat Turgay Nas, İkram Çamur, Şefik Taştan imzalı ayrı ayrı verilen dilekçeler, Hakan Vural Müstear isimli tarihsiz dilekçe, Ilıç C. Savcısı Bayram Bo.’un dilekçesi ve Erzurum C. Başsavcılığının 15.05.2009 tarihli suç duyuru yazıları üzerine Adalet Müfettişlerinin inceleme ve soruşturmaya geçtikleri görülmektedir.

Müfettişlerce yapılan inceleme sırasında; bir kısım iddiaların teeyyüt etmediği, bir kısmının ise disiplin suçunu gerektirdiğinden soruşturma aşamasına geçilmediği, Ancak bir kısım iddiaların toplanan delillerin değerlendirilmesi sonucu adı geçen hakkında kovuşturmaya geçilmesinin uygun olacağı kanaatıyla Adalet Bakanlığından kovuşturma izni talep edilmiş, bakanlığın “olur”u da alınarak, hazırlanan müfettiş raporu Erzincan’a en yakın olan Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş, Tunceli C. Başsavcılığının 11.10.2009 tarih ve 2009/22 sayılı iddianamesiyle sanık İlhan C. hakkında, görevi kötüye kullanmak, resmi belgede sahtecilik ve bu suça azmettirme, imar kirliliğine neden olmak suçlarından yargılanmak üzere, Tunceli Ağır Ceza Mahkemesinden “son soruşturmanın açılması” ve adı geçenin birinci sınıfa ayrılmasından ötürü Yargıtay İlgili Ceza Dairesinde yargılanmasının talep edildiği, iddianame ve dosyayı inceleyen Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi 24.12.2009 tarih ve 2009/106 sayılı “Son Soruşturmanın açılması” kararını vererek, iddia edilen suçlamalardan sanığın yargılanması için dosyanın yetkili ve görevli Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderildiği anlaşılmaktadır.

Adı geçen sanığın Yargıtay 11. Ceza Dairesinde hangi suçlardan ve hangi usule göre yargılanması yapıldığına bakacak olursak;

1)- Erzincan C. Başsavcısı olarak görev yapan sanığın; “İsmail Ağa Cemaati” ve “Fetullah Gülen Cemaati” aleyhinde Erzincan C. Başsavcılığının 2007/6526 ve 2009/138 hazırlık sayılı dosyalarının soruşturması sırasında, Erzurum, Van, Kelkit, Iğdır, Bayburt, Doğubeyazıt, Kars, Aşkale, Sarıkamış, Gümüşhaneye talimatlar yazarak, saptanan şüphelilerin evlerinin aramaları yapılıp, mevcutlu olarak Erzincan’a getirilmelerinin istendiği, liste halinde isimleri hazırlanan İstanbul’dan 32, Erzurum’dan 9, Gümüşhane’den 4, Kars’dan 3, Bayburt, Kayseri, Van, Trabzon, Bursa, Çankırı, Sakarya’dan 21 kişinin yapılacak operasyonla gözaltına alınmaları için yazışma çalışmalarına başladığı, Ankara C. Başsavcılığına yazdığı 18.05.2008 tarihli talimatla Fetullah Gülen hakkında yapılan yargılama dosyasının fotokopisini istediği, MİT eski müsteşarının tanık olarak ifadesine başvurmak için, MİT müsteşarlığına talimat yazdığı, İstanbul C. Başsavcılığına yazdığı 15.06.2009 tarihli talimatla Fetullah Gülen aleyhine yapılan soruşturma kapsamından dinlenen bir kişinin gerekirse “gizli tanık” olarak dinlenmek üzere adresini istediği, Ankara Hava Kuvvetleri Komutanlığına yazdığı 26.05.2009 tarihli talimatta Fetullah Gülen cemaati ile ilgili Askeri Savcılıkça yapılan soruşturma evrakından örnek istediği, buna rağmen Erzurum Özel Yetkili C. Başsavcılığından “İsmail Ağa” Cemaatiyle ilgili bir soruşturmaya esas olmak üzere Erzincan C. Başsavcılığında bununla ve başka örgütlerle ilgili soruşturma evrakı bulunup bulunmadığı, varsa Erzurum’a gönderilmesi yönündeki talimatlara “yoktur” diyerek, yetkili olmadığı halde Türkiye genelinde başlattığı soruşturmaları gizlemeye yönelik bir tutum sergileyerek, görevini kötüye kullandığından ve yetki alanı dışındaki yerlere hukuka aykırı olarak bizzat kolluk kuvvetlerini göndererek arama ve gözaltı icra ettirerek TCK.nun 120. maddesini ihlal ettiğinden,

2)- 2008 yılı izin dönüşü ve göreve başlama tarihi 22 Eylül 2008 Pazartesi olduğu halde 20 Eylül Cumartesi günü gelip görevine başladığını, yine 28 Şubat 2009 günü Ankara’ya gelmek üzere görevinden ayrıldığı halde 02.03.2009 tarihinde ayrılmış gibi sahte resmi evrak düzenleyip Bakanlığa bildirdiğinden,

3)- Resmi ödenek olmadığı halde, Erzincan mahkemelerinde haklarında kamu davası açılan kişilere lojmanların bulunduğu yere imar prosedürüne aykırı olarak 101 m²lik kamelya yaptırdığından, imar kirliliğine neden olmak suçlarından, Yargılandığı görülmektedir.

Sanığa atfedilen ve yargılaması devam eden bu suçlamaların tümünün genel usul hükümlerine göre yargılamasının yapılmasında farklı bir görüş olmadığı kanaatindeyim. Diğer taraftan,

Erzurum özel yetkili C. Başsavcılığınca yapılan bir soruşturmada, örgütsel faaliyetlerde bulunarak, buna bağlı olarak TCK.nun değişik hükümlerini ihlal ettikleri ileri sürülen Erzurum 3. Ordu Komutanı, Orgeneral Saldıray B. ve 13 şüpheli hakkında Erzurum özel yetkili ağır ceza mahkemesine açılan davada; sanık İlhan C. hakkında da, silahlı terör örgütüne üye olmak, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, birden fazla kişi ile müştekilerin tehdit edilmesinden 26.02.2010 tarihinde düzenlenen iddianameyle cezalandırılmasının istendiği görülmektedir. Bu iddianamedeki resmi belgede sahtecilik suçunun, Erzurum Özel Yetkili C. Savcısı Osman Şanal’a yönelik sahte ifade tutanakları düzenlettiği iddiasını içerdiği görülmüştür.

Bu iddianame içeriğinde, şüphelilere atfedilen cürümlerin, İstanbul C. Başsavcılığınca yürütülen Ergenekon silahlı terör örgütü üyeleriyle bağlantılı ve “İrticayla Mücadele Eylem Planı” şüphelisi Dursun Çiçek ile irtibatlı olduğu, hatta Erzincan’da birkaç kez toplantı yaptıkları da vurgulanarak, bu planın sanıklarca Erzincan’da uygulanmaya geçildiğini; dinlenen tanıklar, toplanan belge ve diğer tüm delillerle ortaya konularak iddianamenin düzenlendiği görülmüş,

Hakkında umumi hükümlere göre Yargıtay 11. Ceza Dairesinde açılan “Resmi evrakta sahtecilik suç tarihleri 22.09.2008, 23.02.2009 tarihleri olup “, Erzurum özel yetkili C. Başsavcılığınca düzenlenen iddianamedeki sahtecilik suçunun 07.01.2010 tarihli olduğu, dolayısıyla zaman bakımından TCK.nun 43. maddesinin uygulanamayacağı gibi sanıklar ve atfedilen suç yönünden de bir ilgi ve bağlantısı bulunmadığı, her iki iddianame içeriğinden anlaşılmaktadır.

Dosyayı inceleyen Erzurum Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi iddianame içeriğine göre, sanıkların işledikleri ileri sürülen suçları, Ergenekon Silahlı Terör Örgütü Faaliyeti çerçevesinde işlendiğinden bahisle 10.05.2010 tarihli kararıyla İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki ana dosya ile birleştirilmesine hükmetmiş, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 02.04.2010 tarihli dosyanın da incelenmek üzere kurye ile gönderilme yazısına istinaden de hazırladığı CD.leri Yargıtay’a, dosyayı da İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi dosyayı yeterince inceleyerek, her iki dosya arasında irtibat ve bağlantıları bulunduğunu saptayıp, birleştirme kabul gerekçelerini de ayrı ayrı açıklayarak 25.06.2010 tarihli ve 2010/421 Değişik iş sayılı kararıyla her iki dosyanın birleştirilmesine karar vermiştir. Ancak bu karara karşı Yargıtay 11. Ceza Dairesinin vermiş olduğu bir karar bulunmamaktadır.

Dosyanın İstanbul Özel Yetkili 13. Ağır Ceza Mahkemesine birleştirme kararıyla birlikte gönderildiğini öğrenen Yargıtay 11. Dairesi 14.05.2010 tarihli faks yazısıyla dosyayı İstanbul’dan istediği, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi de kendi birleştirme kararını da içeren mahkemesinin 2010/106 esas sayılı dosyasını 26.05.2010 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği anlaşılmıştır.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 18.06.2010 tarihli duruşmada; sanık İlhan C.’in tutuklu olmadığı halde, asıl tutuklu bulunduğu silahlı örgüt dosyasının henüz kendilerine intikalini beklemeden, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinden kendilerine gönderilen CD.leri kağıt ortamına aktararak, eksik olan bir kısım duruşma tutanaklarını da dosya içeriğinden anlaşıldığı üzere sanık müdafilerinden temin edip, 28 klasörden oluşan Erzurum dosyasının aslını görmeden, duruşmaya kısa bir ara verip, sonrada her iki dosya arasında irtibat bulunduğundan bahisle Ceza Genel Kurulunun istikrar sağlamış kararlarına rağmen, onaysız fotokopileri esas alarak birleştirme kararı vererek, sanıkların tümünün tahliyelerini gerçekleştirmiştir.

Hepimizin malumu olduğu üzere, önümüzde çözülmesi gereken sorun; silahlı terör örgütü kurmak ve buna üye olmak suçlarından, Erzurum Özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesinde yargılamasına başlanan ve içlerinde halen görevi devam eden bir orgeneral ile sanık İlhan C.’in de bulunduğu 14 sanıklı dava dosyasının, Umumi hükümlere tabi olan ve sadece bir sanık (İlhan C.) hakkında Yargıtay 11. C. Dairesinde görülmekte olan davayla mı, yoksa ana dosyası İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde bulunan silahlı terör örgüt dosyasıyla mı birleştirileceği hususunda, öncelikle bir ön sorun var mı yok mu, şayet yoksa bu dosyaların hangi mahkemede birleştirilmesi gerekeceği hususudur.

Değerli Meslektaşlarım; İnternette ve Basın yayın organlarında, hatta Yargıtay kulislerinde yer alan, hukuka aykırı yoldan elde edildiği anlaşılan fakat ne yazık ki bir vakıayı ortaya koyduğu görülen ses kayıtlarında, soruşturması ve kovuşturması normal seyrinden çıkarılmak istenen ve hukuki zeminden ziyade fiili durum yaratılan bu dosyalar dolayısıyla, bir kısım meslektaşlarımızın soruşturma ve yargılamaya müdahale etme gayretleri, hatta mahkeme üyelerine hakarete varacak sözleri, bir kısmına da ulufe dağıtacak vaadleri yer almaktadır. “Bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesi, olmazsa olmazı olan” yargının ve Yargıtayımızın hak etmediği bir gerçekle karşı karşıya olduğunu üzülerek görmekteyiz.

Ya; her şeye rağmen hukukun etik kurallarını ön plana çıkarıp, yargılanan kişilerin sıfat ve konumunu, siyasi düşünce ve dini değerlerini bir tarafa bırakıp, her düşünce ve inanca eşit mesafede kalmasını bilerek, bağımsız, tarafsız ve tam bir vicdani sorumluluk içinde, düşünce ve kanaatimizi açıklayacağız, ya da bugüne kadar Yargıtayda uygulanması teamül haline gelmiş bütün kriterleri bir tarafa itip, hukuki yolları zorlayarak, yaratılmak istenen fiili duruma destek vermiş olacağız.

Bilmenizi isterim ki; bugün buradan çıkacak olan kararla, hakkı ve adaleti tecelli ettirmek için yıllardır fedakarca çalışan, emek veren, bizlerin mensubu olmaktan onur duyduğumuz Yargıtay’ımızın zedelenmekte olan itibarını biraz daha tartışılır hale getirmiş, ya da yüceltmiş olacağız.

Açıklamaların ışığı altında; Ceza Muhakemesi Kanunumuzun özel ve genel hükümlerinin yanında, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Askeri Ceza Kanunu, Askeri Mahkemelerin Kuruluş ve Yargılama Usulü Kanunu (AsMKYUK.)nun ilgili hükümlerini hep birlikte değerlendirdiğimizde; 1) Erzurum Özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesinde silahlı terör örgütü faaliyetinde bulunmak suçlarından yargılanan sanıkların işledikleri ileri sürülen suçlamalarla, İstanbul Özel yetkili 13. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan sanıkların işledikleri ileri sürülen suçlar arasında, faillerde ve fiillerde bağlantı görerek 10.05.2010 tarihinde CMK 8/2. maddesine göre verdiği birleştirme kararını, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi gerekçesini de göstererek iki dosyanın kendi mahkemesinde 25.06.2010 tarih ve 2010/421 Değişik İş sayılı kararıyla birleştirilmesini uygun görerek, bu yönde kendisi de birleştirme kararı vermiştir.

İstanbul Özel yetkili 13. Ağır Ceza Mahkemesinin bu kararına karşı Yargıtay 11. Ceza Dairesinin vermiş olduğu bir kararı bulunmadığı gibi, tek taraflı bir kararla İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyasını ayırıp gönderme yetkisi de bulunmamaktadır. Dolayısıyla ortada henüz oluşmuş bir görev ihtilafı doğmamıştır.

2) Yargıtay 11. Ceza Dairesi; Erzurum Özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği birleştirme kararını CMK.nun 16. maddesine göre verdiğini yorumlayarak, tek taraflı verilen birleştirme kararının geçersizliğinden bahsederken, Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin CMK.nun 8/2. maddesine göre verdiği bu kararının tek taraflı da olsa, hukuki sonuç doğuracağını her halde gözden kaçırmış olacaktır.

Diğer taraftan Yargıtay 11. Ceza Dairesi birleştirme kararını CMK.nun 8 ve 9. maddelerine göre vermiş olup, CMK.nun 10/1 maddesine göre bir karar verme yetkisi varmış gibi ilk derece mahkemeleri arasındaki eşitlik ilkesine aykırı bir yol izleyerek, çok önemli sonuçlar doğuracak tek taraflı hukuki tasarruflarda bulunmuştur.

3) Özel görevli mahkemelerin görev alanına giren suçların değerlendirilmesi ve buna göre bir karar verme yetkisi Yargıtay 11. Ceza Dairesinde değil, Yargıtay 9. Ceza İhtisas Dairesinde olduğu halde, Özel görevli Ağır Cezalık mevattan sayılan Erzurum dosyasının 11. Ceza Dairesince esasına girip bakma yetkisi bulunmamaktadır.

4) Sanık İlhan C., Yargıtay 11. Ceza Dairesinde görev sırasında işlediği resmi evrakta sahtecilik, görevi kötüye kullanma, imar kirliliğine neden olma ve haksız arama suçlarından umumi hükümlere göre yargılanmaktadır. Erzurum özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılama konusu suçlar tamamen CMK.nun 250-251-252. maddelerinde zikredilen ve soruşturması, kovuşturması özel hükümlere tabi suçlardır. Bu iki dosyanın birleştirilmesi durumunda, 11. Ceza Dairesinde genel hükümlere göre yargılanan sanık İlhan C.’in birleştirme nedeniyle işledikleri iddia olunan suçlamalardan dolayı yargılanmaları tamamen özel hükümlere tabi olan 14 sanığın Yargıtay 11. Ceza Dairesinde yargılanmaları, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin görev ve yetkilerini düzenleyen CMK.nun 250/1. maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3, 4 ve 9. maddelerine kesin aykırılık teşkil edecektir. Zira bu maddelerin içeriğine baktığımızda, Erzurum dosyasında yargılaması devam eden 14 sanığa atfedilen suçlamaların yargılamalarının özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesinde yapılmasını kesin biçimde öngörmektedir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi üyeleri

Abdurrahman Özer ve Ayşe Doğan’da ” Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevi kapsamındaki suçlar” başlıklı kitabının 22. sayfasında aynı düşünceyi paylaşmışlardır.

5) Erzurum dosyasında örgütsel faaliyetlerinden dolayı yargılanan sanıklardan birisi orgeneral, bazıları da alt kademede asker kökenli kişilerdir. CMK.nun 250. maddesi ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun ilgili hükümleri çerçevesinde durum değerlendirmesi yapacak olursak, Asker kişilerin sivillerle müştereken örgütsel terör suçu işlemeleri durumunda, sivillerle birlikte Özel Görevlendirilmiş Ağır Ceza Mahkemelerinde, sivillerle birlikte olmadıkları takdirde AsMKYUK.nun 9. maddesine göre askeri mahkemelerde yargılanacakları öngörülmüşken, Anayasamızda yapılan yeni değişiklikle birlikte CMK.nu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunun mevcut yürürlükteki hükümleriyle, Askerlerin sivillerle birlikte veya tek başlarına işledikleri bu tür suçlarda yargılamalarının özel görevli Ağır Ceza Mahkemelerinde yapılması kanunilik ilkesi olarak kabul edilmiştir.

6) Yargıtay 11. Ceza Dairesince de yargılanan sanık C.’e atfedilen suçlamalarla, Erzurum dosyasından yargılanan 13 sanığa atfedilen suçlamaların hiçbir bağlantısı olmadığı gibi, sanıklarla da irtibatı yoktur, kaldı ki her iki dosyadaki soruşturma usulleri ve kovuşturma şekilleri farklı olup, ilk derece mahkemesi olarak her iki mahkemenin de bakabileceği suçlar kanunla belirlenmiştir. Özel mahkemelerde farklı usullere göre görülmesi gereken davalar, genel mahkemedeki davayla birleştirilemez. İsmail Malkoç’da CMUK’nun cilt 1. sayfa 53’de aynı görüşü vurgularken, Kunter- Yenisey-Nuhoğlu da CMK.nuyla ilgili kitabının 387 sayfasında aynı düşünceyi paylaşmışlardır. 7) Yargıtay Ceza Dairelerimizin ve Yüksek Ceza Genel Kurulumuzun yerleşik içtihatlarında; yargılama dosyası içinde bulunan onaysız fotokopilerin resmi evrak olarak kabul edilmeyeceği, bunlara dayalı verilen hükümlerin geçersiz olduğu kabul edildiğine göre; Yargıtay 11. Ceza Dairesince CD.lerin yazım ortamına geçirilip, eksik olan bir kısım duruşma tutanaklarını da sanık vekillerinden temin ederek, onaysız fotokopi sayılacak bu belgelere dayanılarak verilen birleştirme kararı, Dairelerimizce verilen kararlarla ve Genel Kurul kararlarıyla bağdaşmamaktadır.

8) Bu güne kadar Yargıtayımızda görülmekte olan davalarla ilgili Daireler arasında olumlu görev uyuşmazlığı doğduğu vaki olmadığı gibi, ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakılan davalarda da olumlu görev uyuşmazlığı zannediyorum yaşanmamıştır. Yoğun iş yükü altında çalışan Dairelerimizde yasal zorunluluk bulunmadıkça, bağlantısı ve irtibatı tartışılır olan yargılama dosyalarını almaktan ziyade gönderme yolu izlenirken, hukuki zorlamalarla bu dosya ile özel hükümlere göre yargılaması yapılacak Erzurum dosyasının birleştirilmesi yoluna gidilmiş ve 11. Ceza Dairesindeki dosyayla irtibat ve bağlantısı bulunmayan C. dışındaki tüm sanıkların hukukiliği tartışılır bir kararla tahliyeleri gerçekleştirilmiştir.

9) Erzurum Özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesine 26.02.2010 tarihinde düzenlenip gönderilen iddianame içeriğinin incelenmesinde; dinlenen tanık anlatımları toplanan deliller ve delillerin değerlendirilmesinde, atfedilen silahlı örgüt kurma ve buna yönelik suçlamaların” irticayla mücadele eylem planı” çerçevesinde işlendiği; asıl bu suçlamalarla ilgili yargılama dosyasının İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde olduğunu, Erzurum Özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesi ve İstanbul Özel yetkili 13. Ağır Ceza Mahkemesi kabul edip birleştirme kararı vermelerine rağmen, asıl ve ana dosyası 1500 civarında klasör ve 300 civarında sanıktan oluşan Dursun Çiçek ve arkadaşlarının yargılanma dosyasından ayrık tutulmasının makul ve geçerli bir hukuki zeminin bulunmadığı, dolayısıyla; Yargıtay 11. Ceza Dairesinin, suçlarda ve sanıklarda irtibat ve bağlantısı olmayan Erzurum dosyasındaki 14 sanıktan birinin ismiyle bağlantı kurup, alakası olmayan diğer suçlamalardan birleştirme kararı verip; Erzurum dosyasıyla asıl bağlantılı olan İstanbul dosyasından ayrık tutulmasını anlamakta güçlük çekiyorum.

10) Bir kısım sanıklara ulaşılamadığı için, Erzurum soruşturma dosyasının tefrik edilerek tahkikatının orada hala devam ettiği de nazara alındığında, özel koğuşturma ve usullerine tabi olan o dosyanın da Yargıtay 11. Ceza Dairesi’ne gelme ihtimali de sorunu iyice çözümsüz bir kördüğüm haline getirecektir.

İnternete düşen ses kayıtları ve yazılı basında çıkan haberlerde, kamu vicdanını rahatsız edecek boyuta varan bu yargılama dosyasından Yüksek Yargıtay’ımızın 11. Ceza Dairesi çekilme kararı verip, davadan el çekmesi yerine, bugüne kadar Yargıtay’ımızda izlenen teamül kurallarının dışına çıkarak, kendilerinin de önceki diğer dosyalarında izlemedikleri bir yol izleyerek, aciliyeti olmadığı halde özel kuryelerle dosya temini yoluna gitmesi, istenilen sürede 28 klasörlük dosyayı temin edemeyince, yine Ceza Genel Kurul Kararlarına rağmen, fotokopi sayılacak evraklar üzerinden, bir kısmını da sanık taraflarından temin ederek, duruşmaya kısa bir aradan sonra birleştirme kararı vererek C.le birlikte diğer sanıkların da tümünün alel acele salıverilmesi hukuki açıdan beni rahatsız ettiği gibi, inanıyorum ki sizleri de rahatsız etmiştir. Değerli Meslektaşlarım;

Mesleki taassubiyetten arınarak, kişilerin sıfat ve konumunu, siyasi düşünce ve dini değerlerini bir tarafa bırakıp, her düşünce ve inanca eşit mesafede kalmasını bilerek, birleştirilmesi düşünülen bu dosyalardaki atılı suçlamalarla ilgili yargılama usulleri, fiiller ve failler arasındaki irtibat, mahkemelerin yetki ve görevleri de nazara alındığında, Erzurum dosyasının İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki asıl ve ana dosyayla birleştirilmesinde yasal zorunluluk bulunduğu, aksi halde özel görevli kılınmayan ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla bu davaya bakacak olan Yargıtay 11. Ceza Dairesince Asker sanıklarla birlikte diğer sanıkları, binlerce klasörden oluşan İstanbul’daki asıl ve ana dosyadan ayrık tutularak yargılanmaları, aşılması zor hukuki ihtilaflar doğuracağı gibi, Yargıtayımızda emsal teşkil edecek bu karar, bizi gelecekte aşılması zor sorunlara iteceğinden Erzurum dosyasının, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasıyla birleştirilmesinin kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum.” Gerekçeleriyle;

Önsorun yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan diğer iki Kurul Üyesi ise “fotokopi belge ile birleştirme kararı verilemeyeceği, dolayısıyla verilen kararın yok hükmünde sayılması gerektiği” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin yüksek görevli mahkeme olduğuna,

2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin yüksek görevli mahkeme olması nedeniyle 5271 sayılı CYY’nın 10. maddesi uyarınca verdiği birleştirme kararı isabetli bulunduğundan, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.05.2010 gün ve 108-165, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.06.2010 gün ve 2010/106 esas sayılı birleştirme kararlarının KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın Yargıtay 11. Ceza Dairesini gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.09.2010 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak oyçokluğuyla karar verildi.